Kurtarıcı Beklentisi Bağlamında Mehdici ve Mesihçi Zihniyetin Benzerlikleri Üzerine Düşünmek

Geçmişten günümüze çeşitli gelenek-göreneklere ve farklı inanışlara sahip olan etnik topluluklar bir arada yaşayarak birbirleriyle sürekli etkileşim içerisinde bulunma durumunda kalmıştır. Bunların arasında bir arada yaşama ve kimliklerine bağlı olma kabiliyetine sahip çok az topluluk günümüze kadar var olmayı başarbilmiş; buna karşın çoğu ise tarih yazıcılarının kitaplarına gömülmüştür. İnsanları bir arada tutabilmek ve birlikte hareket edebilmek adına sağlam bir motivasyon kaynağı olan din unsuru, aynı zamanda tarihte çoğu zaman siyasi hedeflere ulaşmak maksadıyla da bir araç mahiyetinde kullanılmıştır. Ancak dini kabuller olarak herhangi bir toplumun davranışında yer edinen gelenek, görenek, örf ve adetler de sıklıkla dini bilgiler şeklinde algılanabilmektedir. Bu analiz de Yahudilik içerisinde yer alan Mesih’in geleceği doğrultusundaki beklenti ile İslami çevrelerde Mehdi’ye duyulan özlem arasındaki benzerliği ortaya koymayı amaçlamaktadır.

Bir Kurtarıcıya Olan İhtiyacın Varlığı

Bir kurtarıcı geleceğine yönelik beklenti, yalnızca semavi dinlerde olmayıp beşerî dinlerde de mevcuttur. Bununla birlikte zaman içerisinde Mehdî’ye yönelik özlemin farklı medeniyetlerde ortaya çıktığı görülmüştür. Nitekim buna dair, inanç medeniyet olarak Sümerlerde doğmuş; Babillerde ve Mısırlılarda gelişerek tüm dünyaya yayılmıştır.[1] Tabii ki bahse konu olan “kurtarıcı”nın isminin yanı sıra özellikleri, ona ait beklentilerin neleri kapsadığı, ne zaman ve nasıl geleceği toplumdan topluma farklılık arz etmektedir. Örneğin; Konfüçyüsçülük’te Mehdî için özel bir isim kullanılmamakla beraber; bu kişi, kâinattaki her şeyi gören, işiten ve bilen bir kurtarıcı olup Çin kültürünün özelliklerini taşıyan yüksek bir azizdir. Buna karşın Mecusilik’te ise Mehdî, yardımcı anlamındaki Saoşyant’tır. O, Tanrı Ahuramazda’nın ilk yaratıklarındandır. Ayrıca Budizm’de Mehdî’ye verilen adın Maytreya (merhametli ve sevimli); eski Mısırlılarda Ameni; Hinduizm’de Kalki -dünyanın kirlerini ve pisliklerini temizleyecek kişi- olduğu bilinmektedir.[2]

Eski İran’da görülen Saoşyant tasavvuru, dinin temel unsurları arasına girmiştir. Rivayetlere göre Saoşyant, Mecusilerin peygamberi olan Zerdüşt’ün soyundan olacaktır. Yapılan tasvirlere göre Saoşyant dünyaya gelmeden önce, yalan ve kötülükler dünyaya hâkim olacak, küfür ve ahlaksızlık had safhada görülecektir.[3] Diğer taraftan Yahudilik’teki Mesih inancının tarihsel açıdan Babil esaretinden sonra ortaya çıkmış olması, birçok Tevrat ve Zebur’u kapsayan Musevilik dininin kutsal kitabı kabul edilen Tanah yazıcıları tarafından söz konusu inancın Yahudiliğe Mecusilik’ten geçtiği iddiasında bulunmalarına sebep olmuştur.[4]

Mesih-Mehdi İnanışının Benzerliği

Mesih inanışı, diğer dinlerden ayrı olarak Yahudilik ve Hıristiyanlıkta önemli bir yer tutmakta ve bir kurtuluş ülküsü halinde iman esasları arasına girmektedir. İslamiyet’te ise Mesih ve Mehdi inancı bahsi geçen dinlerde olduğu gibi iman esasları arasında kabul görmemekte; fakat Müslümanlar arasında ve İslam kültüründe genellikle bir anlayış olarak yaşamaktadır.[5] Prof. Dr. Sönmez Kutlu, tarihsel olarak Müslümanların Mehdiliği beş ayrı şekilde yorumlandığını izah etmiştir.[6] Bunlar Kabileci ve Asabiyetçi Mehdi Tipolojisi (Haşimi, Emevi, Süfyani ve Abbasi Mehdiler), Mitolojik Mehdi Tipolojisi (Gulat-ı Şia, İsmaililik, Dürzilik), Vahdet-i Vücudçu (Sufi) Mehdi Tipolojisi (İbn Arabi), Sembolik Mehdi Tipolojisi (Mirza Gulam Ahmed/ Kadıyanilik, Said Nursi ve Nurculuk) ve Islahatçı Mehdi tipolojisidir (Senusilik/ Afgani/Mevdudi).

Söz konusun anlayışın ilk tezahürü olan Kabileci ve Asabiyetçi Mehdi tipolojisinde Hz. Osman’ın öldürülmesinden sonra ortaya çıkan Emevi-Haşimi çekişmesiyle tarafların iktidarı üstlenecek siyasi liderlerine yönelik “Mehdi” ifadesini kullandığını; yani bunun gelmesi beklenen bir kurtarıcı mahiyetinde anlaşılmadığı görülmüştür.[7] Fakat Şia’nın günümüzde taraftar bulan en büyük kolu İmamiyye’nin inanç esası olarak kabul ettiği “imamet” dolayısıyla Mehdiliği “Mesih”in geleceğine olan inanışla paralel konumda algıladığını görmekteyiz. Kaldı ki Şii rivayetleri toplayan Süleym b. Kays, Ali’nin soyundan 12 imamın geleceğiyle ilgili bir haber kaydetmektedir. Bu habere göre İsa, havarilerinden Yuhanna’ya bunu vasiyet etmiştir. Yuhanna da söz konusu vasiyeti soyundan gelen Şemun’a bırakmış, o da bunu Sıffin savaşından önce Hz. Ali’ye ulaştırmıştır.[8]

Yahudilik, Hristiyanlık ve Şiilik altında yer alan bazı kolların bir kurtarıcının geleceğine olan inançları bağlamında ortak olarak benimsedikleri bir durum olarak “ric’at” kavramından söz edilebilir. Ric’atın kaynağı ise çok eski ve yaygın Docetism inanışına bağlanmakta ve tamamen bir Yahudi ve Hristiyan akidesi şeklinde bilinmektedir. Nitekim Yahudilere göre Peygamber İlyas, göğe yükseltilmiştir ve ahir zamanda hak ve adaletin savunucusu olarak dünyaya geri gelecektir.[9] Şia tarafından bakıldığındaysa bu inanış, imam üzerine giydirilmiş; dolayısıyla zaman içerisinde imamların ölmediği ve yeniden gelerek dünyaya adaleti hâkim kılacağı beklentisi gittikçe bir inanç esası şeklinde kabul görmüştür.

Şiâ ve İslâm coğrafyasındaki bazı mehdî tasavvurlarında “hulul” inancının da etkili olduğu görülmektedir. Hulul, Allah’ın insan veya başka bir maddî varlık görünümünde ortaya çıkması olarak tanımlanmaktadır.[10] Hint dinlerinde mevcut olan hulul düşüncesi, Firavunlar devrinde Mısır’da yaygın olup oradan İslâm kültürüne intikal ettiği ya da eski İran’daki Seneviyye’den kaynaklandığı ileri sürülmektedir.[11] Tüm bunlarla birlikte Allah’ın Hz. İsâ’ya hulul ettiği ve İsâ’nın beşer şeklinde bir ilah olduğunu kabul eden Hristiyanlık’tan İslâm kültürüne geçtiği kanaati daha yaygın bir görüştür. İslami kaynaklar üzerinde yapılan incelemelerde tespit edildiğine göre, ilk defa Abdullah b. Sebe tarafından Allah’ın ruhunun Hz. Ali’ye ondan da imam olmuş oğullarına hulul ettiği iddia edilmiştir.[12]

Şiâ’da hulul, tenasüh ve ric’atı içinde barındıran Mehdîlik inancı ise Ehl-i Sünnet kesimince kesinlikle reddedilmiştir. Bu bağlamda Hadis taraftarlarının Mehdilik konusunda pek fazla incelemeye girerek karşı geldiği görülmemiş; buna karşın Rey (akıl) taraftarlarına göre Müslümanlar arasındaki kurtarıcı beklentisi oldukça büyük eleştirilere maruz kalmıştır. Ayrıca Ehl-i Sünnet içerisinde bazı kesimlerce Mehdi inanışının var olduğu belirtilmelidir. Nitekim söz konusu kesime göre Hz. İsâ’nın dönüşü ric’at ile değil nüzul ile; Mehdi’nin ortaya çıkışı ise normal zuhurla gerçekleşecektir. Sonrasında Hz. İsâ ve mehdî, Hz. Peygamber’in sünnetine uyarak halkı idare edecektir.[13]

Mehdi’ye Mesih Anlamı mı Atfedildi?

Mehdî telakkisinin bulunduğu en eski semavi din Yahudiliktir. Mehdî’nin Yahudilikteki karşılığı “Mesîh” olup; bu kişi, Hz. İlyas’tır. Yahudilik’in Mesih inanışında, gerçek Mesih’in Davud’un oğlu olduğu; fakat ondan öncesindeyse Yusuf oğlu Mesih’in geleceği beklentisi de bulunmaktadır. O, İsrailoğulları’nı etrafına toplayarak Yeruşalim’e (Kudüs) yürüyecek ve orada, düşman kuvvetlerini yendikten sonra “mabed ibadetini” yeniden kuracak ve hakimiyetine kavuşacaktır.[14] Bu bağlamda Yahudilerin gelmesini beklediği Mesih’in Kudüs’ü kazandırtacağı, diğer din mensuplarını da hâkimiyeti altına alacağı, Ye’cüc ve Me’cüc ordularını imha edeceği, Arapları vergiye bağlayacağı, Süleyman mabedini yeniden onaracağı, dini kanunları yeniden uygulayacağı ve ahir zamanda geleceği beklenmektedir. Geçmişlerinde mabedin yıkılmasına yönelik tecrübeleri bulunan Yahudiler için söz konusu mabed fevkalade mühimdir. Bu gibi durumlara ek olarak “kutlu topraklar”dan sürülmüş Yahudilerin tecrübeleri, kendilerini esaretten ve sürgünden kurtarıp “Arz-ı Mev’ud”a yeniden kavuşturacak ve “mabed”i yeniden kuracak bir kurtarıcıyı beklemeye doğru itmiştir.[15]

İslamiyet’te ise “Mehdiyyin” unvanı ilk dört halife için “doğruya kılavuzluk eden adil ve örnek yöneticiler” anlamında kullanılmıştır. Sonrasında Mehdi’nin soyu Emevi-Haşimi çekişmesi nedeniyle Hz. Peygamber’e nispet edilmiş; ancak kullanımda da henüz “kıyamet öncesinde geleceği önceden müjdelenen ve buna binaen beklenen” bir kişi anlamında değildir. Fakat hadislerden hareketle, Yahudilik ve Hristiyanlık’tan İslamiyet’e geçenler arasında Emeviler döneminde yaşanan baskı ve zulümden kurtulmak için kurtarıcı fikri Müslümanlar arasında yaygınlaştırılmış ve iktidarı değiştirmek adına Fatıma soyuna atfedilmiş olabilir.[16] Dolayısıyla Emevîlerin Ehl-i Beyt’e yaptıkları zulümler insanların Şiileşmesine, Şiilerin ise Mehdi inancına bağlılıklarını artırmasına sebep olmuştur.[17] Bu bağlamda Mehdiliğin iktidar mücadelesinde yenilgiye uğrayan veya mevcut iktidarlarını korumaya çalışan siyasi zümreler tarafından ortaya atılarak öncelikle aşırı Şiâ, ardından da mu’tedil Şiâ ve Sünnî mezhepler tarafından kabul gördüğü söylenebilir. Bundan sonraki süreçte ise İslâm âlemine mal edilmiş siyasi kökenli bir inanç şeklinde tanımlamalarının bulunduğuna işaret edilmelidir.[18]

Sonuç

Tarihsel olarak incelendiğinde mehdî telakkisi siyasi, ekonomik ve sosyal yönlerden darda kalmış Müslümanlara umut aşılamak veya siyaseten taraftar elde etmek amacıyla kullanılmıştır. İslâm dünyasında eylem olarak ilk çıkan Mehdîci hareketler olarak bilinen askeri faaliyetler, Şiî inancına göre on ikinci imamın ortaya çıkacağı iddia edilen yüzyılda; yani hicri 13. yüzyılda görülmektedir. Sonraları ise Mehdi beklentisinin tasavvuf ehli vasıtasıyla Sünni dünyaya mal edildiği görülmektedir. Yakın geçmişte Mehdîci hareketler olarak isimlendirilen isyanların meydana geldiği ülkeler ise siyasi, ekonomik, sosyal yönlerden zor koşullarla yüzleşen Kuzey Nijerya (1804), Hindistan (1820, 1828 ve 1880), Java (1825), İran (1844), Cezayir (1849, 1860 ve 1879), Senegal (1854) ve Sudan (1881)’dır.[19] Bununla birlikte Kur’ân’da Mehdi’ye dair açık bir işaret bulunmamakta ve İslam dini herhangi bir soya veya ırka üstünlük atfetmemektedir. Fakat İmamiyye’ye göre Hûd, 11/8; eş-Şûrâ, 24/4; el-Kasas, 28/5 gibi ayetler Mehdi’ye delalet ediyormuşçasına yorumlanmaktadır. Ayrıca söz konusu Şii teşekkülüne göre, Mehdi rivayetlerinin sayısı 6.000 civarında olup; bunun 400 kadarı Sünnilerin muteber saydığı hadis kaynaklarında da yer almaktadır.[20] Görünen o ki İslam dininin doğru bir şekilde anlaşılması, yaşanması ve sonraki nesillere aktarılabilmesi için bu konuya ilişkin akademik çalışmaların yapılması oldukça zaruridir.


[1] Ekrem Sarıkçıoğlu, Dinlerde Mehdi Tasavvurları, Sidre Yayınları, 1997, s. 370.

[2] Aynı yer.

[3] Emil Abegg, Der Messiasglaube in Indien und Iran, Leipzig 1928, s. 205.

[4] W. Staerk, Die Erlösererwartung in den östlichen Religionen, Stuttgart 1938, s. 393.

[5] Abdurrahman Küçük, Dönmeler Tarihi, Aziz Andaç Yayınları, s. 123.

[6] Sönmez Kutlu, “Beklenen Kurtarıcı İnanışına Dayalı Siyasi ve Dini Hareketlerde Mehdilik Tipolojileri”, Beklenen Kurtarıcı İnancı,Kuramer Yayınları: 16, İlmi Toplantılar Serisi: 5, s. 298.

[7] Aynı yer.

[8] Süleym b. Kays el-Hilali, Kitabu Süleym b. Kays, Thk.: Muhammed Bakır el-Ensari, Neşru’l-Hadi, Kum 1995, s. 16-17.

[9] Ignaz Goldziher, el-Akide ve’ş-Şeria, Dârü’r-Raidi’l-Arabi, Beyrut, s. 215.

[10] Kürşat Demirci, “Hulul”, TDV, https://islamansiklopedisi.org.tr/hulul, (Erişim Tarihi: 10.09.2020).

[11] Mustafa Öz, “Galiyye”, DİA, İstanbul 1996, XIII, s. 335.

[12] G.V. Vloten, “Emevi Devrinde Arap Hâkimiyeti”, Şiâ ve Mesîh Akideleri Üzerine Araştırmalar, çev. M. Sait Hatipoğlu, Ankara 1986, ss. 67-77.

[13] Avni İlhan, Mehdilik, Beyan Yayınları, s. 142.

[14] M. Bu, “Messiah”, JE (The Jewish Encyclopaedia), 8/505.

[15] P. Hitti, History of the Arabs, London 1964, s. 116.

[16] Bkz.: Kutlu, a.g.e., s. 311.

[17] Muhammed b. Hüseyin Şerif Radıy, Nehcü’l-Belağa, çev. Abdülbaki Gülpınarlı, Derin Yayınları, İstanbul 2002, s. 287.

[18] Ahmed Emin, Duha’l-İslâm, Beyrut, ts. c. III, s. 241.

[19] İsmail Altuntaş, Mehdi Aleyhisselâm (Son Kurtarıcı), Generic, 2019, s. 255.

[20] Necmeddin Cafer b. Muhammed el-Askeri, el-Mehdi el-Mev’ûd el-Muntazar, Beyrut 1977, c. I, s. 138.

Total
6
Shares
1 comment
  1. “İslamiyet’te ise Mesih ve Mehdi inancı bahsi geçen dinlerde olduğu gibi iman esasları arasında kabul görmemekte” ifadesi yanlıştır. Yanlış olduğunu yazarın kendisi “Şia’nın günümüzde taraftar bulan en büyük kolu İmamiyye’nin inanç esası olarak kabul ettiği ‘imamet’ dolayısıyla Mehdiliği” ifadesiyle açıklamaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Previous Article

Ortadoğu'da Aktörlerin İlişkiler Ağı

Next Article

İslam Sosyolojisi Üzerine

Size daha iyi bir deneyim sunmak için websitemizde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için Gizlilik Poltikası sayfamızı ziyaret edin.