Leszek Sykulski, Russian Geopolitical Doctrine of “Velikiy Limitrof”, European Journal of Geopolitics, 7, 2019, ss.67-79.

Leszek Sykulski tarafından kaleme alınan “Rus Jeopolitik Doktrini: Büyük Limitrof” başlıklı makalede Sykulski, Rus Profesör Vadim Tsymburski’nin savunduğu “Veliky Limitrof” (büyük sınır) jeopolitik doktrinini ele almaktadır. Bilindiği gibi Rusya söz konusu olduğunda, Atlantikçilik ve Avrasyacılık temel jeopolitik bakışlardır. Üçüncü bir bakış olarak gösterilebilecek “Veliky Limitrof”, Rusya’yı ne Asya’ya ne de Avrupa’ya dâhil eder. Bu jeopolitik bakışta Tsymburski, büyük bir sınır ile Rusya’yı dünyanın geri kalanından ayırmaktadır. Buna göre, Rusya bir ada devletidir. Bu yüzden de ayrı bir medeniyet olarak değerlendirilir. Veliky Limitrof; Finlandiya körfezinden başlayarak Orta ve Doğu Avrupa’yı, Orta Asya’yı ve Moğolistan’ı içine alan ve Pasifik Okyanusu’nun kıyılarına kadar devam eden bölge sınırlarını tasvir eder.

Tsymburski’nin Rusya adası olarak adlandırdığı jeopolitik yaklaşım, (izolasyonalizm-yalnızcılık) Rusya’nın konumuyla ilgili üç önemli yaklaşımdan bir tanesidir. Bu yaklaşımlar Atlantikçilik, Avrasyacılık ve Yalnızcılık şeklinde ifade edilmektedir. Yalnızcılık politikası, ülkenin komşularıyla sınırlı ilişki kurmasını ve ülkenin ekonomik, politik ve medeniyetsel çıkarlarını korumasını hedefler. Bu politik eğilim, zengin topraklara ve doğal kaynaklara sahip olan Rusya’nın eski bir geleneği olarak nitelendirilmektedir. Buna göre Rusya, özellikle de I. Petro’ya kadar Avrupa’nın geri kalanından büyük ölçüde izole bir biçimde varlığını sürdürmüştür.

Makalede, Tsymburski’nin Rusya’yı ayrı bir medeniyet olarak değerlendirilmesi anlatılırken üç önemli faktöre dikkat çekilmektedir;

  • Rusya, Kuzey medeniyetinin Roma-Cermen platformunun doğusunda yer alan, ayrı “jeopolitik ve etnik bir mevki/niştir”. Bu etnik niş, Rusya ile Çin arasındaki bölgeyi kapsayan ayrı bir platform olarak betimlenir. Bu ifadeden kastedilen ise Volga, Urallar ve Sibirya’da yüzyıllardır yaşamış halklardır.
  • Rusya’yı ayıran diğer bir özellik ise onu jeopolitik bir güç merkezi yapan Uralların doğusuna kadar uzanan geniş topraklarıdır. Bu topraklarda geçirdiği, dört yüzyıldan fazla olan tarihi boyunca Çin ve Moğollar tarafından ciddi bir tehdit almamıştır. Moğollarca yapılan, Orta Çağ’ın ortalarına denk gelen işgaller ise Tsymburski’ye göre, çok geride kalmıştır ve gerçekçi değildir. Bu bakış açısı, Veliky Limitrof’u Avrasyacılıktan ayıran en temel nokta olarak değerlendirilebilir.
  • Rusya’nın jeopolitik açıdan ayırt edici başka bir özelliği, liberal uygarlığın beşiği olarak nitelendirdiği Roma-Cermen Avrupa’dan ayrı olmasıdır. Tsymburski, Batı medeniyeti ile “Rus platformu” arasında ayrı bir bölge olduğunu düşünür. Bu bölgeye, “stream territories” (boğaz bölgesi) adını verir. Tsymburski’ye göre, Batı ve Merkez Avrupa arasında bir medeniyet birliği yoktur. Bu farklılıklar ise Polonya’da, Çek Cumhuriyetinde, Macaristan’da ve ya Baltık ülkelerindeki dini faktörlerle (Katolik ve Protestanlık) açıklamaz. Bunun temel nedeni Merkez Avrupa’nın Doğu ve Batı’dan farklı olarak geçirdiği sosyal ve ekonomik süreçlerdir. 16. ve 17. yüzyılların Merkez Avrupa’sına bakıldığında, bölge ülkeleri ne Batı-Dünyası ekonomisine bağlıdır ne de güçlü merkezi bağları olan doğu devleti modeline adapte olabilmiştir. Rus teorisyene göre, modern dönemin başlangıcından bu yana Avrupa Sistemi ve Baltık Denizi ve Karadeniz sistemleri birbirinden farklı yönlerde gelişmişlerdir. 

Tsymburski’nin doktrini, temel olarak Rusya’nın jeokültürel bulgularına dayanmaktadır. Bu jeokültürel model, bataklık ve göllerle çevrili, kıtasal bir ada olan Kievian Rus döneminden köklerini almaktadır. Büyük Limitrof bölgesi içerisinde ayrı bir ada, medeniyet olması, Rusya’ya hem ayrı bir güç sağlamakta hem de bir ada olarak içe dönük bir politika izlemesi gerekliliğini doğurmaktadır. Bu nedenle Rusya, Doğu ve Merkez Asya’nın kalkınmasını ve Sibirya’nın modernleşmesini sağlamalıdır. Burada içe dönük politikadan kasıt, Rusya’nın Kırım ve Kaliningrad’da süren etkisinin bitmesi ya da etki sahibi olduğu alanlarda, gelecekte direkt güç kullanımını engellemesi anlamına gelmemektedir.

Bu incelemede ele alınan makaleye göre, Rus jeopolitik düşüncesinde Tsymburski’nin bakışı ayrı bir yere sahiptir. Bu görüş, 1991’den bu yana Rus dış politikasında ne hâkim bir hal almış ne de diğer akımlarda bir yansıma oluşturmuştur. Ancak Rus akademik literatüründe de yerini de korumayı başarmıştır. Yazar’a göre, Tsymburski’nin bu doktrininin fazla destekçiye sahip olamamasının nedenlerinden biri de Rus jeopolitik geleneğinin küresel güç olmaya yönelmesidir. Bu yüzden de Rus politikasını daraltacak olan bu doktrin ne politik ne de entelektüel çevrelerde bir karşılık bulamamıştır.

Total
3
Shares
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Previous Article

Kıbrıs Türklerinin Kritik Seçimi

Next Article

Dünya Bülteni

Size daha iyi bir deneyim sunmak için websitemizde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için Gizlilik Poltikası sayfamızı ziyaret edin.