Betül Karagöz Yerdelen, “Yeni Bir Güvenlik Paradigması Olarak “Küresel Anadolu Hegemonyası” İnşası”, İstanbul Güvenlik Konferansı, İstanbul 2017.

2017 İstanbul Güvenlik Konferansı’nda sunulan ve sonradan kitaplaştırılan bildiri metinleri çerçevesinde, oldukça dikkat çeken bir çalışma Prof. Dr. Betül Karagöz Yerdelen’e aittir. Karagöz Yerdelen’in kaleme aldığı “Yeni Bir Güvenlik Paradigması Olarak “Küresel Anadolu Hegemonyası” İnşası” başlıklı çalışma, Türkiye merkezli bir hegemonya inşası üzerine düşünmeyi mümkün kılması bakımından son derece önemlidir.
Çalışmanın giriş kısmında Soğuk Savaş sonrasında uluslararası politikada meydana gelen tabloyu okuyucuya aktaran Karagöz Yerdelen, ilk olarak Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından ABD liderliğindeki neoliberal düzende yaşanan tartışmalara yer vermiştir. Bu kapsamda yazar, küreselleşmenin egemen olduğu varsayımı üzerinden şekillenen “tarihin sonunun geldiği” iddialarını incelemiştir. Ancak bu varsayımlardan farklı olarak, tek kutuplu dünyaya alternatif modellerin inşa edilebileceğini savunmaktadır. Yazar, mevcut uluslararası ilişkiler zemininin Küresel Anadolu Hegemonyası’nın yükselişi açısından elverişli bir durumda olduğunu ifade etmiştir.
Karagöz Yerdelen’e göre, söz konusu hegemonya inşasını teorik bir yapıda olgunlaştıran üç olgu vardır ve bu olgular şunlardır:
• Soy-Kimlik
• Kültür-Kimlik
• Güvenlik-Kimlik
Giriş kısmında çalışmanın amacını ortaya koyarak; küresel düzeyde Anadolu hegemonyası inşa etmenin mümkün olup olmadığını tartışmaya açan Karagöz Yerdelen, bu tartışma sorusundan hareketle, “dünya hâkimiyeti ideali” başlığı altında, cihan hâkimiyeti idealine tarihsel örneklerle değinerek meseleye tarihi bir perspektif katmıştır. Ardından Karagöz Yerdelen, kavramsal düzeyde jeopolitik terimini tanıtmış ve yine dünya egemenliği adına öne sürülen hâkimiyet teorilerinden bahsetmiştir. Söz konusu teorileri, 1990 öncesi ve 1990 sonrası şeklinde ikiye ayıran yazar, çalışmasını kuramsal zemin üzerine inşa etmiştir.
Bir sonraki bölümde güç kavramına ilişkin teorik bir çerçeve ortaya koyan Karagöz Yerdelen, bu kapsamda ilk olarak realizm-idealizm ve ardından neorealizm-liberalizm tartışmalarına yer vermiştir. Tüm bu kuramsal aktarımdan sonra, yazarın “Dünya Hâkimiyeti teorilerinin araçları ve/veya Güç Merkezlerinin konumu değişse bile, Batı’nın Büyük Avrasya’yı ele geçirme planı hiç değişmemiş ve her daim kalıcı olmuştur” tespiti ise, tam da günümüzde jeopolitik düzeyde yaşanan rekabetler ile bu bağlamda bölgesel ve küresel aktörlerin politikalarına ışık tutması bakımından büyük ehemmiyet arz etmektedir.
Çalışmasının son bölümünde Anadolu merkezli hegemonya inşası fikrini temellendiren Karagöz Yerdelen, giriş bölümünde ifade ettiği “soy-kimlik”, “kültür-kimlik” ve “güvenlik-kimlik” olgularını açıklamıştır. Karagöz Yerdelen’e göre, soy-kimlik, küresel Ural-Altay Dünyası’nı; kültür-kimlik, küresel İslam Dünyası’nı ve güvenlik-kimlik de küresel şiddet karşıtlığı aracılığıyla Barış ve Güvenlik Dünyası’nı temsil etmektedir. Yazar, bu üç olgunun görece birbirinden özerk konumda olmasına rağmen, aralarında tutunum bağı ve dolayımsız karşılıklı ilişki bulunduğunu öne sürmektedir. Yazar, bu üç alanın birbirlerinden bağımsız olmadıklarını vurgulayarak, söz konusu karşılıklı ilişki aracılığıyla iktisadi koşullara bağlı olarak yeni bir “Tarihsel Blok” inşasının şafağının gelip çattığının altını çizmiştir.
Yazara göre, Küresel Anadolu Hegemonyası veya bir başka deyişle Küresel Anadolu-Altay Hegemonyası, üç alt entegrasyon birliğinden inşa edilen bir üst hegemonik güç birliğidir. Bu birliği Türk Dünyası Entegrasyonu, İslam Dünyası Entegrasyonu ve Güvenlik Dünyası Entegrasyonu olarak, rıza doktrini üzerinden yükseltmenin mümkün olduğuna dikkat çeken Karagöz Yerdelen; bu noktada Türkiye’nin çekirdek ülke olarak dinamik ve aktif bir rol oynayabileceğini ifade etmiştir. Tüm bu alt entegrasyonlar aracılığıyla Avrasya coğrafyasında; yani kalpgâh üzerinde bir nüfuz elde edilebileceğini ifade eden Karagöz Yerdelen, mevzubahis alt hegemonyaların şu şekilde oluşturulabileceğini dile getirmiştir:

  1. Gönülülük ve rıza üzerinden şekillenecek olan ve Türkiye’nin kurucu rolünü paylaşacağı “Türk Dünyası İktisadi ve Kültürel Entegrasyonu”,
  2. Yine Türkiye’nin kurucu rolünü paylaşacağı ve rıza üzerinden inşa edilecek olan yeni bir “İslam Dünyası İktisadi ve Kültürel Entegrasyonu”,
  3. Türkiye merkezli olarak inşa edilecek “Güvenlik Dünyası İktisadi ve Kültürel Entegrasyonu”,
    Bu noktada yazarın ikinci ve üçüncü entegrasyonlara ilişkin mühim tespitlerinin bulunduğunu da ifade etmek gerekmektedir. Zira Karagöz Yerdelen’e göre, İslam Dünyası’na ilişkin “Türko-Afrikan” temelli bir inşa gerçekleştirilerek; yani “Türko-Afrikan” saha üzerinden, İslam Dünyası’na nüfuz etmek, amaca ulaşmak bakımından son derece elverişli imkânlar sunacaktır. Ayrıca yazar, “Güvenlik Dünyası İktisadi ve Kültürel Entegrasyonu” hususunda da “Akdenizlilik” olgusuna yoğunlaşılması gerektiğini belirtmiştir; çünkü Karagöz Yerdelen’e göre, Akdenizlilik olgusu üzerinden bir Güvenlik Entegrasyonu kurmak, Türklerin tarih boyunca Akdeniz’deki üstünlüğü sebebiyle çok daha mümkün ve ikna edicidir. Buna ek olarak yazar, güvenlik merkezli inşa sürecinin ise, Batı ile uyumlu ilişkileri arttıracağı ve aynı zamanda Türkiye’de yaşanan eksen kayması tartışmalarını da dengeye oturtacağı fikrindedir.
    Neticede tek kutuplu dünya anlayışının ortadan kalkmaya başladığı bir dönemde, Türkiye merkezli bir hegemonya kuramını tartışmaya açması sebebiyle Karagöz Yerdelen’in çabası hem Türkiye’nin milli çıkarlarına yönelik hizmet hem de daha insani ve yaşanabilir bir dünyanın inşasına yönelik arayış olma özelliğine sahiptir. Bu bağlamda yazar, alt hegemonyalar aracılığıyla Küresel Anadolu-Altay Hegemonyası’nın inşa edilebileceğini, bunun zaten şartlar itibarıyla gerçekleşmekte olduğunu dile getirmiştir.
    Burada Betül Karagöz Yerdelen’in Türkiye merkezli dünya okumasını tartışmaya açarak, kitap çalışmasının da bir işareti olarak düşündüğümüz metninin, bu alanda taşıdığı değeri vurgulamak ve aynı zamanda akademik düzeyde bu yöndeki çabaların artmasını, daha önemlisi bu konulardaki kuramsal yaklaşımların çoğalmasını teşvik etmektir.
Total
8
Shares
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Previous Article

Rusya Perspektifinden ABD Başkanlık Seçimleri

Next Article

İsrail’in Dış Politikasında “Yeni Çin Ortadoğusu”na Yer Var Mı?

Size daha iyi bir deneyim sunmak için websitemizde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için Gizlilik Poltikası sayfamızı ziyaret edin.