Sciubba, Jennifer Dabbs, “Coffins Versus Cradles: Russian Population, Foreign Policy, and Power Transition Theory”, International Area Studies Review, c. 17, s. 2 (2014), ss. 205-221.

2006’da Rus liderlerin yaptığı açıklamalar, Rusya’nın önemli demografik sorunlarla yüzleştiğini gösterir niteliktedir. Alkolizm, trafik kazaları, azalan doğurganlık oranları gibi çeşitli sebeplerle asker olabilecek veya işgücüne katkı sağlayabilecek genç nüfusun azalması ve bakıma muhtaç nüfusun oransal artışı Rusya için önemli bir sorun haline gelmiş ve bu sorun Rus savunma stratejisine dahi konu edilmiştir. Devletlerin dış politikalarını etkileyen unsurlar basit bir matematiksel denklemle açıklanabilecek kadar net olmasa da, Güç Geçişi Teorisi nüfusu dış politikayı etkileyen bir unsur olarak nitelendirmektedir. Jennifer Dabbs Sciubba tarafından kaleme alınan “Tabutlar ve Beşikler: Rus Nüfusu, Rus Dış Politikası ve Güç Geçiş Teorisi” başlıklı makalede, Güç Geçişi Teorisi’ndeki nüfus etmeni Rusya’nın deneyimlediği nüfus düşüşü çerçevesinde incelenmiştir. Bu amaçla, 2006-2012 yılları arasında Rus liderlerin demeçlerini ve Rus dış politikasını analiz edilmiştir.

Nüfusun ve Gücün Teorileştirilmesi

İnsanlık tarihinin büyük çoğunluğunda yüksek doğurganlık oranları görülmektedir ki bu da genç ve büyüyen bir toplum demektir. Bu nedenle, demografik düşüş nadir görülen bir olgudur. Dolayısıyla demografik çalışmaların akademi literatürde yeri de nadirdir. Nüfusu araştırmalarını merkezine koyan çok az sayıda dış politika çalışan akademisyen vardır. Çoğu akademisyen, diğer güç elementlerini nüfustan daha etkili bulur. Oysa Sciubba’ya göre nüfus, ekonomik ve askeri gücün yapı taşlarını oluşturur ve dünyanın en güçlü devletlerinde büyük demografik düşüşler yaşanmaktadır. Bu nedenle, nüfus dış politika analizlerinde daha önemli bir yere sahiptir. Ne var ki, nüfusun dış politikada ne kadar veya nasıl etkili olduğu (ve ya olacağı) hakkında çok az şey biliyoruz, çünkü bu henüz yeni bir olgudur. Bu makale de, iki değişken arasında bir ilişki olup olmadığını anlamak için dış politikayı ve demografik düşüşü incelemektedir. Sciubba bu çalışmasında, ulusal güç unsuru olarak nüfusu önemli bir kaynak olarak değerlendiren Güç Geçiş Teorisinden (GGT) yararlanmış ve önemli bir demografik düşüşü tecrübe eden Rusya’yı örnek olarak almıştır.

Bu çalışmanın bir varsayımı, politika yapıcıların demografiyi ciddiye aldıklarıdır ki bu Putin’in kendi sözleriyle oluşturulan bir varsayımdır.

GGT, güç geçişi zamanlarında, yani küresel hiyerarşide yaklaşan bir değişim olduğunda, statükodan memnun olmayan bir rakibin yeni konumunu güvence altına almak için saldırabileceğini savunur. GGT, aynı zamanda, devletlerin görece düşüşleri kesinleştiğinde devreye girmeleri beklenen önleyici savaşı öngörmeye veya açıklamaya çalışır. Büyük devletler arasında sıcak çatışmaların ve savaşların nadir olması nedeniyle, bu çalışma daha yaygın olan yaptırımlar, vetolar ve diplomatik sınır dışı etme gibi farklı agresif dış politika biçimlerine odaklanır.

GGT, devletlerin iki koşul altında saldırgan davranışlar sergileyeceğini öngörür. Birincisi; başat devletin gücü azalırken ikincil güçte devletlerin gücünün arttığında (başat devlet hala yapabiliyorken saldırgan bir tavır içine girebilir). Göreceli güçte bir düşüş meydana geldiğinde, fırsatı varken hedeflerine ulaşmak için harekete geçmek isteyecektir. Bu da aslında sonuçta düşüşü daha da şiddetlendirebilir. Bu bakışa göre, Rusya’da yaşanan nüfus azalmasının Rus dış politikasını, kendine göre ikincil güçteki devletlere karşı daha saldırgan davranacağını öngörür. Sciubba, bu öngörüye kanıt olarak, nüfus azalması derinleşen Rusya’nın bölgesindeki, özellikle de anlaşamadığı, eski Sovyet ülkelerine yönelik saldırgan davranışlarını göstermektedir.

GGT’ye göre, devletlerin saldırgan politika izleyecekleri ikinci durum ise; ikincil güçteki bir devlet, egemen güç ile karşılaştırıldığında, kendi gücünün arttığını gördüğünde (ikincil güçteki devletin fırsatları değerlendirmek adına saldırgan davranabilir.) Bu durum Rus dış politikasında şu öngörüyü besler: eğer Rusya’nın demografik düşüşü düzelir ve göreceli gücü artarsa, Rusya saldırgan davranacaktır. Bu öngörünün doğru olabilmesi için de Rusya’nın nüfus düşünün tersine döndüğüne dair işaretlerin olması ve genel anlamda göreceli gücünde artış olması durumunda, Rusya’nın en büyük rakibi olan ABD’ye karşı saldırgan ve tehditkar davranışlarının incelenmesi gerekir. Tabii aynı zamanda, Rusya’nın ABD’nin başat güç olduğu statükodan memnun olmadığının da gözlemlenmesi gerekir.

Bu bağlamda, Sciubba, Putin ve Medvedev’in 2006 ile 2012 yılları arasındaki ifadelerini inceleyerek, Rus liderlerin uluslararası ve yerel siyasetteki kaymaları nasıl algıladıklarını analiz etmektedir. Çünkü ABD’nin göreceli gücündeki bir düşüşün algılanması durumunda (yani kendi göreceli gücünün artması durumunda), GGT ışığında, Rusya’nın saldırgan politikalarının artacağını varsaymaktadır. Sciubba’ya göre, genel olarak, Rusya’nın kendi değişen demografisini -yani, rakiplerine karşı değişen gücünü- nasıl algıladığı, saldırgan eylemlerinin olup olmayacağı veya ne zaman olacağı konusunda güvenilir bir göstergedir.

Demografik Arka Plan

Makalede bahsi geçen demografik düşüş ile kastedilen durum, Rusya için çalışma çağındaki erkeklerin ölüm oranlarının aşırı derecede yüksek olması, toplum nüfusunun azalması veya stabil olması, bakıma muhtaç yaşlı nüfusunun daha fazla, işgücünün ise daha az olması ve doğum oralarındaki düşüştür. Rusya’daki doğum oranları on yıllardır düşüktü ve aslında 2006 ile 2012 yılları arasında kadın başına 1,03’ten 1,6’ya yükselmiştir. Fakat bir sonraki nesilde doğurgan kadınların oranının düşeceği tahmininden yola çıkarak, doğum oranlarının da düşeceği öngörülmektedir. 2005’den 2009’a kadar net göç ile bile Rusya’daki 15-59 yaş arası nüfusun neredeyse bir milyon kişi (991.000 kişi) azaldığı görülmektedir. 2009 sonrası oranlar nispeten olumlu bir eğilim gösterse de Sciubba bu durumun yanıltıcı olabileceği görüşündedir.

Nüfus düşüşü korkuları çoğunlukla ekonomi ve ordu üzerindeki ve dolayısıyla ulusal güç ve küresel etki ile ilgili endişelerdir. Nüfusun en üretken kesimlerindeki azalmanın GSYİH’da ve ordu istihdamında azalmaya yol açmasından korku duyulmaktadır. Ayrıca, GSYİH’daki azalma, askeri harcamaların da kısıtlanması sonucunu doğurabilir. Küresel düzeyde ise GSYİH’deki azalma ve askeri gücün zayıflaması uluslararası arenada etkinliğinin azalması sonuçlarını doğurabilir. Rusya’nın da korkusu bu yöndedir ki, 2009 Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde, ulusal güvenliğin sağlanması yönünde demografik durumun iyileştirilmesi stratejik hedefler arasında yer almıştır. Ayrıca, Rusya Savunma Bakanlığı 2010 yılında, işe girme yaşındaki nüfusun niteliksel ve niceliksel eksikliğine vurgu yapmış ve bu demografik çukurun 2005 yılında başladığını belirtmiştir. Sciubba, bunlara ek olarak Rus liderlerin başka bir korkularının ise Slav halkın doğurganlık oranlarının Orta Asya ve Kafkas kökenli vatandaşlara göre daha az olması olduğunu belirtmektedir.

Dış Politika

Makalenin bu bölümünde, 2006-2012 yılları arasında Putin’in ifadeleri ile Rusya’nın dış politika eylemleri incelenmektedir. Bazıları nüfusu azalan Rusya’nın saldırgan bir tavır içinde olmayacağını düşünebilir. Ancak GGT, Rus liderlerin nüfustaki azalmanın derin ve kaçınılmaz olduğunu gördüklerinde, uluslararası sistemden memnun olmayan Rusya’nın riskli ve saldırgan eylemlerde bulunacağını öngörür. Bu döneme bakıldığında, demografik düşüşün bu aşamasında Rusya’nın dış politika eylemlerinin çoğunun, özellikle yakın bölgesindeki ikincil güçteki devletlere yönelik fiziksel ve diplomatik olarak saldırgan olduğu görülmektedir. Küresel ölçekte ise, nüfusu azalan ve sistemdeki hiyerarşik yapıdan memnun olmayan Rusya’nın, kendi göreceli gücünde bir düşüş algılayan Rusya’nın rakiplerine meydan okuyacağı öngörülmektedir.

Bölgesel Tavır

2006-2012 yılları arasında Rusya bölgesel düzeyde birçok fiziksel saldırgan eyleme imza atmıştır. 2006 yılında Rusya önce Ukrayna’ya sonra da Gürcistan’a gaz arzını kesmişti. Bu aslında çalışmanın kapsamı dışında kalsa da, Putin’in 2006 konuşmasından sadece dört ay öncedir. Ocak 2009’da ise benzer bir eylem ile Ukrayna’ya gaz ihracatını durdurmuş ve gaz fiyatlarının arttırılmasını istemiştir. Rusya’nın içerdeki demografik mücadelesine rağmen, dış politikada sergilediği bu agresif tutum, GGT’nin azalan gücün bölgesel düşmanlara olan saldırgan tavır öngörüsünü destekleyicidir. Sciubba, bu dönemde Rusya’nın azalan gücünün sadece nüfustan kaynaklı olmadığını aynı zamanda, 2008’de petrol fiyatlarında yaşana ani düşüşün de etkisini görmektedir. Buna göre, petroldeki bu ani fiyat düşüşü Medvedev’i Rusya’nın hammaddeye olan bağlılığından kurtulması gerektiği konusunda ikna etmiştir.

GGT’ye göre, bu durum, düşen güçlerin fırsatları değerlendirmek istemesiyle ilişkilidir. Makaleye göre, GGT bakışı olmasaydı, Rusya’nın Ukrayna ve Batı Avrupa’ya hem gaz tüketicileri hem de ticari ve güvenlik ortakları olarak ihtiyaç duyacağını ve bu devletlere işbirlikçi bir tavır takınacağını düşünebilirdik.

Güç GeçişiGenel GGT ÖngörüsüGGT’nin Rusya ÖngörüsüKanıt
Güç kaybeden başat güç, yükselen ikincil güçBaşat güç hala yapabiliyorken saldırgan davranacaktır.Demografik düşüş sırasında daha az güçlü devletlere karşı saldırgan tavır.Gürcistan ve Ukrayna’ya manipüle edilmiş enerji kaynakları; Gürcistan’ın işgali.
Sistemden memnun olmayan ast devletin, başat güç karşısında gücünü artmasıAst devlet fırsatı değerlendirmek adına saldırgan davranacaktır.Demografik/güç artışları sırasında daha güçlü devletlere karşı saldırgan tavır.Suriye’ye karşı BM yaptırımının veto edilmesi ve USAID operasyonlarının durdurulması.

Makalede verilen tabloda da görüldüğü gibi, GGT, uluslararası sistemin mevcut halinden memnun olmayan bir Rusya derin ve kaçınılmaz bir düşüş yaşadığında, hiyerarşik yapıdaki ast devletlere karşı sert bir tutum sergileyeceği öngörülmektedir.  Rusya, bu süreçte, içerde siyasi ve ekonomik yolsuzlukla, enerji ihracatına aşırı bağımlılık gibi sorunlarla boğuşmaktaydı. Makalede, bu süreçte liderlerin ifadelerinde doğrudan göreceli zayıflığa değindiğinden bahsedilmektedir. Buna göre Putin, 2006’da Rusya’nın savunma bütçesinin ABD’ninkinden daha az olduğundan yakınmakta ve Medvedev de 2009’da Rusya’nın nasıl geride kaldığından bahsetmektedir.

Makalede ayrıca, Rusya’nın 2011’de Gürcistan ile yapılan işbirliğine de değinilmektedir. Bununla ilgili dikkat çekilen nokta, Rusya’nın eylemlerinin ve retoriğinin, azalan güç konumunu maskelediğini gösterse de aslında DTÖ’ye katılmasını sağlamıştır. Bu da Rusya’nın göreceli güç konumunu güçlendirmiş ve dolaylı olarak GGT öngörülerine uymaktadır.

Makale, Rusya’nın bu dönemdeki tavırlarını sadece gücündeki düşüşle değil statükodan memnun olmamasıyla da ilişkilendirmektedir. Buna göre, Avrupa’daki gaz manipülasyonu, Atlantik’teki denizcilik faaliyetleri, Gürcistan işgali, NATO genişlemesiyle ilişkilendirilebilir. Rusya ayrıca, GGT’nin öngörmediği bir şekilde, başat güç olan ABD’ye de karşı bir tavır sergilemektedir. Makale, bu tavrı ne kadar GGT’ye uygun görmese de bu durumun Doğu Avrupa ülkelerine karşı saldırgan tavırdan mı yoksa direk ABD’ye karşı olumsuz bir tavırdan mı kaynaklandığını çözmenin zor olduğunun da altını çizmektedir.

Sistem Düzeyinde Saldırganlık

GGT, sadece göreceli güçleri düşen devletlerin ast devletlere karşı saldırgan davranmasını beklemekle kalmaz, aynı zamanda gücünün arttığı düşünen devletlerin de üstün güçlere karşı daha saldırgan davranmasını da bekler. Makaleye göre, 2006-2012 dönemi incelendiğinde, Rusya sistemden hoşnut olmayan, gerileyen, ikincil güçte bir devlet olarak yorumlanırsa, GGT öngörüleri, bu dönemde Rusya’nın ABD’ye karşı saldırgan tavırlarını açıklamakta sınırlı kalacaktır. Sciubba’ya göre, bu tavrın ardında, Rusya’nın göreceli gücünde pozitif kaymalar, demografik durumunda iyileşmeler, yerel ve ekonomik alanlarda olumlu gelişmeler ve ABD’nin gücünde göreceli düşüş hususlarında Rus liderlerin olumlu algılamaları yatmaktadır.

Makaleye göre, 2010 yılında ABD tarafından 2010 yılında Rusya’ya verilen tavizler, Rusya’nı göreceli gücünde artış hissetmesine neden olmuştur. Buna örnek olarak, 2010 Nisan aynında ABD ile imzalanan stratejik silahların azaltılmasına ilişkin anlaşma Rusya’nın ABD ile eşitlikten ödün vermeden, askeri harcamalarda küçültmeye gitmesi bakımından Rusya’nın çıkarlarına hizmet etmiştir. Hatta eski Çek savunma bakanı Dobrovsky, New York Times’a verdiği bir röportajında bu anlaşmayı “Moskova için diplomatik ve askeri bir zafer” olarak yorumlamıştır. Aynı yıl içerisinde Rusya, ABD’nin BM’deki İran yaptırımlarını 3 kez veto etmesi, ancak ABD’nin Rus askeri komplekslerine uyguladığı yaptırımları kaldırması üzerine İran yaptırımlarını 4. seferde kabul etmesi, makalede ABD’nin Rusya’ya verdiği tavizler arasında sayılmıştır.

Makaleye göre, 2011 yılında Rusya açıkça saldırgan bir diplomasi izlemeye başlamıştır. Buna göre, Rusya’nın Çin’e yakınlaşması, Suriye ve İran gibi birçok konuda ABD ve Avrupa’ya muhalefet etmesi, Suriye’de hükümet karşıtlarına baskı yapılmasını kınayan BMGK kararını Çin’le birlikte veto etmesi, saldırgan politikaların göstergeleri olarak ele alınabilir.

Makale, GGT’nin farklı bir bakış açısında da bahsetmektedir. Buna göre, GGT sadece devletlere değil ittifak gruplarına da uygulanabilir; başat güç ve ittifakları- ikincil güç ve ittifakları gibi. Bu durumda, bir devletin kendi gücünü oluşturan elementlerinde -nüfus gibi- düşüş gerçekleşmesi durumunda, bunu ittifaklara sığınma yoluyla telafi edebilir. Sciubba de bu çalışmasında, Rusya’nın BRICS, APEC, ASEAN ve ŞİO gibi örgütlerle ilişkilerini güçlendirmesini bu çerçevede değerlendirmektedir. Rusya’nın, ABD ve Batı bloğuna karşı Çin ile yakınlaşması, GGT’nin demografik düşüş içindeki bir devletin ittifak kurma öngörüsünü doğrulamaktadır.

GGT sistemden memnun olmayan, düşen bir ikincil güç hakkında öngörülerde bulunmuyor. Çünkü bu durumda bir güç geçişi söz konusu değildir. Birçok çatışma teorisi bu durumda ikincil gücün saldırgan davranmayacağını varsayar. Ancak, durum şudur ki Rusya demografisi düşerken, sistem düzeyinde birçok saldırgan tutum sergilemiştir. 2007’de Kuzey Kutbu’nda deniz tabanına bayrak dikmesi, yine 2007’de Avrupa ve Kuzey Amerika kıyılarında hava devriyelerini yeniden başlatması, 2008’de Soğuk Savaş’tan beri en büyük deniz tatbikatı olan Atlantik deniz tatbikatını Fransa ve İspanya kıyılarındaki tarafsız sularda gerçekleştirmesi, yine 2008’de Venezuela’ya bombardıman ve donanma gemileri göndermesi, Rusya’nın sistem düzeyindeki saldırgan tutumuna örnek olarak verilmiştir.

2006-2012 yılları arasında Rusya’nın faaliyetleri incelendiğinde, 2009’dan sonraki dönemde Rusya’nın saldırgan tutumunun fiziksel olmaktan çıkarak diplomatik bir yapıya büründüğü görülmektedir. Sciubba, bu kaymanın nedeninin GGT ile açıklanabileceğini düşünmektedir. Ona göre, Rus liderler bu dönemin demografisinde, ekonomik ve siyasi durumunda rakiplerine nazaran bir iyileşme algılamıştır. İyiye giden bir Rusya’nın sistem düzeyinde fiziksel tutum yerine sert bir diplomasi kullanma yolunu seçmesi ise yine GGT’nin öngörüleriyle uyuşmaktadır. Buna göre, başat güç düşer ve Rusya’nın pozisyonu yükselirken, Rusya “kaslarını gevşetecektir”. Ancak, yine de savaş riski yaratacak sert bir diplomatik tutumdan da kaçınacaktır. Çünkü uluslararası sistemde zaten kendi lehine bir güç geçişi vardır ve ABD karşı olan fiziksel bir saldırganlık, kendi bölgesindeki herhangi saldırgan bir eylemden çok daha yıkıcı sonuçlar doğurabilir.

Sciubba’nın bu çalışmasına göre, demografi Rus dış politikasının veya saldırgan tutumunun temel ya da en önemli etmeni olarak görülmez. Ancak, nüfus kendisi bir etmen olmanın yanı sıra diğer dış politika faktörlerini de etkilemektedir. Özellikle de demografik düşüş iç hoşnutsuzluğun bir nedeni ve muhtemelen de bir semptomudur ve iç desteğe ihtiyaç duyulması ise dış politikada -2009 öncesi Rusya’da görüldüğü gibi- saldırgan politikalara neden olur.

Makalede ayrıca Rusya’nın gelecekteki dış politikasıyla ilgili de bir analiz verilmektedir. Buna göre, Rusya’nın demografik iyileşmesi aldatıcıdır, çünkü liderler demografik düşüşe neden olan etmenlere kalıcı bir çözüm bulamamıştır. Alkolizm ve trafik kazaları hala önemli derecede can kayıplarına neden olurken, çocuk yardımlarının halk üzerinde çok etkili olmadığı görülmektedir. Bu nedenle, Rusya’nın gelecekte önemli bir demografik düşüşle ve dolayısıyla saldırgan bir dış politikayla görüleceği tahmin edilmektedir.

Total
2
Shares
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Previous Article

Orta Doğu’nun Politik Mevsimleri

Next Article

Dünya Bülteni

Size daha iyi bir deneyim sunmak için websitemizde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için Gizlilik Poltikası sayfamızı ziyaret edin.