Sait Yılmaz-İstihbarat Dünyası: 21. Yüzyılda Değişen ve Gelişen İstihbarat Kültürü

Sait Yılmaz editörlüğünde yayınlanan İstihbarat Dünyası başlıklı kitapta 20 bölüm yer almaktadır. Bölümlerin her biri, birbirinden bağımsız olmakla birlikte istihbarat bilimine dair alt başlıklardan oluşmaktadır. Özellikle çalışmalar, kitabın Mart 2017 basımı olması nedeniyle güncel örneklerle desteklenmiştir. Ancak kitapta yer alan örnekler çalışmacılara arka plan bilgisi ile aktarılması nedeniyle kitabın genelinde ek kaynaklara yalnızca teknik bölümlerde ihtiyaç duyulmaktadır. Bu bağlamda incelemede yer alan kısımlar istihbarat çalışmalarına genel bir çerçeve çizmeyi hedefleyen bölümler olarak seçilmiş; konuların bağlantılı ancak farklı alt başlıklardan oluşması nedeniyle bu bölümler incelemede ayrı ayrı ele alınmıştır.

İstihbarat bilimi verilerle iç içe bir alan olmasının yanı sıra sadece verilerin elde edilmesinden oluşan bir bilim değildir. İnterdisipliner olup istihbarat analizcileri tarih, ekonomi, sosyoloji, siyaset bilimi, psikoloji gibi sosyal bilimleri kullanmaktadır. İstihbarat biliminde ileride olan ülkeler var olan fırsat ve tehlikeleri önceden tespit edip, güvenlik zafiyetlerine engel olabilmekte ya da oluşan fırsatları değerlendirerek ülkenin çıkarlarını muhafaza edebilmektedirler.

Uluslararası ilişkilerde istihbarat, askerlerin ya da karar vericilerin başvurduğu bir bilim dalı olarak görülmektedir. Kamuoyunda ise istihbarat denildiğinde daha çok gizli ajanlar, filmler ya da romanlar akla gelmektedir. Oysa teknolojinin gelişmesi ve uluslararası konjonktürde meydana gelen değişiklikler güvenliğin farklı boyuta taşınmasına neden olmuştur. Bu çerçevede istihbarat bilimi de bu değişimden etkilenmiştir. Her ülkenin istihbaratı kendi istihbarat tarihi ve kültüründen etkilenmektedir. Bir ülkenin istihbarat kültürünün gelişmesinde istihbaratçılarla birlikte parlamenterler, gazeteciler, akademisyenler de rol almaktadırlar. Ayrıca var olan uluslararası sistem de istihbaratı şekillendirmiştir. Örneğin, Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği’nden gelecek istihbaratlar daha çok insan istihbaratı (HUMINT) ile elde edilmekteydi.

İstihbarat biliminin gelişmesi devletlerin çıkar ve güvenlikleri için çok önemlidir, Ümit Özdağ’a göre tarihsel olarak istihbaratı zayıf olan devletler her zaman yem olmaya mahkumdur. Türkiye’de istihbarata verilen önem diğer ülkelere göre düşüktür. Örneğin bir başka ülkenin Türkiye’yi dinlediğine dair çıkan haberlere devletin ileri gelenlerinden ya da kamuoyundan ciddi tepki gelmemiş, güvenlik zaafı olarak ele alınmamıştır. Oysa Batılı bir devlette böyle bir hadisenin meydana gelmesi diplomatik ilişkilere zarar vereceği gibi söz konusu dinlemeyi yapan ülkeye şüpheyle bakılmasına neden olacaktır.

1- Mehmet Eymür-İstihbarat Servisleri ve Değişim: MAH’ tan MİT’e Geçiş ve Zayıflayan Karşı Koyma

Bu bölümde ülkemizin istihbarat tarihi, Cumhuriyet’in ilk yıllarından başlayarak MİT’in kurulmasına kadar geçen sürede ele alınmıştır.

  • 1927’da Atatürk’ün emri ile ‘Millî Amale Hizmet Teşkilatı (MEH/MAH)’ kurulmuş ve davet edilen Alman Askeri İstihbarat Hizmeti Başkanı General Nikolai İstanbul Yıldız’da bulunan Harp Akademisi’nde istihbarat eğitimi vermeye başlamıştır.
  • 1927 yılında yurtdışında eğitim görmüş personelin dönmesi ile dönemin Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak, Milli Amale Teşkilatı’nı kurmuş (daha sonra Milli Emniyet Teşkilatı); ordu tarafından yürütülen istihbarat hizmeti MAH’a devredilmiştir.
  • 1965’e kadar İçişleri Bakanlığına bağlı şekilde çalışan MAH; espiyonaj, kontrespiyonaj, propaganda ve teknik destek faaliyetinde bulunuyordu.
  • Aslında Alman ekolünde oluşturulan MAH, Türkiye’nin NATO’ya katılması ile Amerikan sistemine dönüştürüldü.
  • MAH, 1965’te yayınlanan 644 sayılı kanunla Millî İstihbarat Teşkilâtı (MİT) altında sadece iç istihbarata yönelik bir başkanlık haline geldi. MİT; MAH, İstihbarat Başkanlığı, Psikolojik Savunma Başkanlığı, İdari İşler Başkanlığı, Teftiş Kurulu Başkanlığı ve Hukuk Müşavirliği’nden oluşmaktaydı.
  • 1983 tarihli 2937 sayılı kanunla MAH kaldırıldı ve MİT içindeki bütünlük bozuldu. İstihbarata karşı koyma ve casus yakalama kabiliyeti azaltıldı.
  • MİT içinde espiyonaj ve istihbarata karşı koymakla görevli bir birimin kurulması gerekmektedir. (Örnek: FBI, CIA içindeki Ruslara çalışan üst düzey yöneticileri yakalamıştır.)

2- Georgescu Stefan & Marian Zidaru-İstihbarat Servislerinde Değişim

Bu bölümde bir istihbarat zafiyeti olarak nitelendirilen 11 Eylül ile birlikte ABD istihbaratındaki gelişmeler ele alınmıştır.

  • 1990’ın ilk yılları uluslararası konjonktürde birçok değişikliğe yol açtı. Körfez Savaşı ve Sovyetlerin dağılması ABD’de istihbarata olan ihtiyacın tekrar sorgulanmasına neden oldu. Ancak Sovyetler Birliği’nden sonra ABD istihbaratı, yeni görevlere odaklanmaya başladı. Çünkü ABD, gelecek savaşların düşman topraklarında istihbarat üstünlüğü ile kazanılacağını düşünüyordu.
  • Körfez Savaşı, CIA ve askerlerin değerlendirmelerindeki farklılıkları ve Amerikan istihbaratındaki HUMINT eksikliğini ortaya çıkarmıştır.
  • CIA’de 30 yıldır karşı istihbarat subayı olarak çalışan Aldrich Ames 1994’te Sovyetler Birliği için çalışmakla suçlanmış; gözden kaçan aşırı harcamaları ve kişisel sorunları FBI ve CIA arasında koordinasyon sorunlarını da ortaya çıkarmıştır. Böylece CIA içinde FBI’ın casuslukla mücadele uzmanlarının bulunduğu bir yapı oluşturuldu.
  • Merkezi İstihbarat Müdür Yardımcılığına gelen George J. Tenet, tehdidi Rusya, Çin, K. Kore, İran ve Irak gibi devletler ve terörizmden geleceğini düşünmekteydi. Tenet’in 11 Eylül’den dört gün sonra açıkladığı ‘Dünya Genelinde Saldırı Matriksi’ daha sonra terörle savaş planı olarak tanınmıştır. Bu demek oluyor ki aslında Tenet, El Kaide tehlikesinin farkındaydı ancak CIA bu konuda yeteri kadar çalışmamıştı.
  • Tenet, Amerikan kamuoyunu Irak’ın işgaline ikna edebilmek için kitle imha silahları ile yanlış istihbarat paylaşmış ve Irak’taki araştırmalar sonucunda istifa etmişti.
  • Radikal dini propagandaya karşı Avrupa devletleri, cihatçı gençleri çekecek web siteleri oluşturmuş ve ılımlı söylemleri bu gençlere ulaştırmaya çalışmıştır. Yine aynı şekilde ılımlı imamlar vasıtası ile radikalizmin önüne geçmeyi hedeflemiştir.

3- Ünal Acar-Türk İstihbaratında Yapısal Sorunlar

Yeni Dünya Düzeninde savaşlar, ülkelerin orduları arasında değil istihbarat servislerinin plan ve stratejileri arasında olmaktadır. İstihbarat servislerinin görevi, ülkenin milli menfaatleri çerçevesinde hedef kişi, örgüt ve devletlerin ekonomik, mali, siyasal, kültürel, sosyal her türlü imkân ve yetenekleri hakkında bilgi toplamaktır. Yani istihbaratın hedefi herkes ve her şeydir. Türkiye’de istihbarat örgütlerinin terörle mücadele odaklı çalıştığı söylenebilir.

  • İstihbarat denilince akla her türlü denetimden uzak, istediği herkesi her şeyle suçlayabilecek ve kanunsuz işlerde çalışan personellerinin bulunduğu bir yapı algısı mevcuttur.
  • Türkiye’de asıl yapısal sorun ise kurum merkezli, ulusal güvenlik temelli, teknik istihbarata ve açık kaynak istihbaratına gereken önemi vermemesi ve aynı konularla ilgilenen birden fazla servisin olması sayılabilir.
  • Genellikle istihbaratla ilgili birimlerin tek bir çatı altında toplanması gerektiği düşünülür ama konu olarak farklı servislerin bulunması gücün bölünmesi, denetlenmesi ve verimlilik için servisler arası rekabet oluşması gereklidir.
  • Türkiye’de Emniyet ve MİT aynı işi yapmakta aynı konularda istihbarat toplamaktadır. Konu ayrım olmadığı için örneğin uçak kaçırma vakasında kimin ilgileneceği belirsizdir.
  • ABD’nin son yıllarda istihbarat literatürüne kazandırmış olduğu‘İstihbarat Paylaşımı’ kavramı özellikle Türkiye gibi istihbarat konusunda yapısal sorunlara sahip ülkeler tarafından kullanılmaktadır. ABD bunu dost ve müttefik ülkelere sağladığını belirtse de karşılıksız ya da çıkar alanı sağlamayan bu bilgiler neden ABD tarafından sağlansın? Türkiye’deki algı güvenliğe yaramıyorsa edinmeye değmez bilgiler olarak belirlenen bazı istihbarat bilgileri Batı ve özellikle ABD tarafından tamamen ülke çıkarı çerçevesinde değerlendirilmektedir. Böylece en ufak bilgiyi ABD’ye çıkar sağlıyor mu gayesi edinen ABD, neden istihbarat paylaşımında bulunuyor? (PKK örneğinde ABD, 25 yıldır istihbarata sahip ve paylaşmıyor ama 1999’da terörist Abdullah Öcalan’ın yakalanmasına yardım ediyor.)
  • Sonuç: istihbarat paylaşımı istihbaratın ruhuna ters bir durumdur. En güvenilir istihbarat kendi sağladığımız istihbarattır.

4- Sait Yılmaz-Çin İstihbaratı

“Çin’in tatlı sözüne, yumuşak ipeğine kanma.” Türk hükümdarları bunun farkındaydı ve o yüzden Çin’i fethetmek yerine baskı altında tutmuşlardı. Çin aslında hala yükselen güç olduğunu değil, eski gücüne dönen bir imparatorluk olduğunu düşünmektedir.

  • Çin, dış istihbarattan çok iç istihbarata yönelmiş ve bunu da halk içinde birbirini kontrol eden yani hanelerin birbirlerini kontrol ettiği bir mekanizmayla sağlamıştı.
  • Çin’in üç güvenlik anlayışı vardır: iç güvenlik, dışarıdan hammadde ithali, tampon eyaletler üzerinde kontrol.
  • Dış istihbarat, ABD üzerinde yoğunlaşsa da asıl istihbarat rejimi korumak ve iç güvenliği sağlamak üzerineydi.
  • Çin istihbaratı 1940’larda başlamıştır. Özellikle ilk dönemlerde Çin istihbaratında yer alan ajanlar tek başlarına hassas bilgilere ulaşabilmekteydiler. Bu bilgi ışığında Çin istihbaratında gücün dağıtıldığını ve bölünmüş yapıya sahip olduğunu söylemek mümkündür.
  • Devlet Güvenlik Bakanlığı (MSS) dış ve karşı istihbarattan sorumludur. MSS’in birinci görevi Çin Komünist Partisi rejimini korumaktır. Dış istihbaratı ise daha çok bilim adamı, iş adamı, öğrenci, bankacı ve muhabirlerden oluşan ajan ağı ile sağlamaktadır. Bu kişiler genelde Uluslararası İlişkiler Üniversitesi’nden mezun olurlar.
  • Devlet, genellikle muhalifler ve yabancılar hakkında bilgi toplar. Daha çok açık istihbarata dayalıdır ve etnik Çinlileri kullanır. Çin istihbaratı, ülke içinde ve dışında operasyon yapma ve tutuklama yetkisine sahiptir. Çin’in istihbarat yapısı ve servisleri çok bilinmez. Devşirme ajanları kullanmaz. Genelde ajanlar, resmi devlet görevlisidir ve yakalandığında dokunulmazlıkları vardır.
  • Örneğin Çin, Sanayi Casusluğu kapsamında 2003’te ABD’de nükleer silah projelerini çalma girişiminde bulunmuş; Hindistan, Almanya ve ABD, Çin’i siber saldırı girişimi ile suçlamıştır. Yine Çinli bir çiftin hibrit otomobillerle ilgili gizli bilgileri General Motors’dan çalarak bu bilgileri Chery’e satmaya çalıştığına dair haberler gündeme gelmiştir.

5- Çağla Gül Yesevi-İsrail’in Güvenliğinde İstihbarat Servislerinin Yeri

Şabak, Aman ve Mossad, üç büyük İsrail istihbarat örgütüdür.

  • İsrail, bu coğrafyada istihbarat ile varlığını sürdürmek ve devlet olarak kendisini kabul ettirmeye çalışmaktadır.
  • İsrail istihbarat kültürünü oluşturan yedi unsur bulunmaktadır. Bunlar; Siyonizm, Yahudilik, Toprağın Kutsallığı, İsrail Ordusunun Askeri Doktrini, İstihbarat ve Demokrasi ilişkisi, istihbaratın siyasallaşması, kamuoyu desteğidir.
  • Şabak: Örgütün temel görevleri arasında Batı Şeria ile Gazze şeridinde yer alan gelişmelerin takibi, ülke içerisinde terörizmin önlenmesi, devlet güvenliğinin sağlanması yer almaktadır. Ancak Şabak örgütünün İzak Rabin suikastını engelleyememiş olması bir başarısızlık olarak nitelendirilmiştir.
  • Aman: Dış istihbarattan sorumludur. 1973 Yılında Yom Kippur Savaşı, başarısızlık olarak değerlendirilebilir.
  • Mossad: Askeri yönü güçlü bir örgüttür. Filistin Kurtuluş Örgütü ve Hamas gibi örgütlerin bombalamaları ve intihar saldırılarını önlemekten sorumludur. Mossad, yabancı ülkelerdeki üst düzey yöneticiler arasına sızmak ve bilgi toplamakla ünlüdür. Dünya’nın her yerindeki Yahudi topluluklarından yardım almaktadır. Aslında küçük bir yapıdır ama gönüllüler yardımcı olmaktadırlar. Mossad’ın farklı ülkelerdeki Yahudileri İsrail’e getirmesi, Mısır’ın füzelerini engellemesi, İran’ın nükleer programını açıklaması ve Mısır’la imzalanan barış anlaşması en ünlü başarıları arasında sayılabilmektedir.

6- Ertuğrul Güven-Stratejik İstihbarat

İstihbaratın asıl amacı, incelenen sistemin hangi imkân ve yeteneklere sahip olduğunu öğrenmek ve bu yetenekleri kullanmadan nasıl kullanacaklarını öngörmektir. Yani istihbarat yorumlanmadıkça sadece bilgi toplamaktan öteye gidemez. İstihbarat tarihi çok eskilere dayanır, Hz. Nuh’un tufandan sonra güvercin gönderip suların çekilip çekilmediğini araştırması ya da Sun Tzu’nun iyi bir general tanımında düşmanın durumunu bilen olduğundan bahsetmesidir. 17. yüzyılda istihbarat askeri bir faaliyetken, I. Dünya Savaşı ile birlikte çağdaş istihbarata geçilmiştir.

  • Hitler, 1935’te ilk kez bir Stratejik Araştırma Merkezi kurmuştur. Böylece savaş başlamadan önce hangi devletin kapasitesi ne kadar hangisi kimlerle müttefik gibi bilgilere ulaşabilmiştir.
  • Stratejik istihbarat geniş bir alanı kapsar ve küçük bir grupla sürdürülemeyecek teknik bilgi gerektiren bir çalışmadır.  Bu çerçevede istihbarat kuruluşlarının görevi koordineli bir şekilde bilgilerin birleştirilmesi ve devlet çapında istihbarat üretilmesidir. Bu çerçevede think-tank ve stratejik araştırma merkezleri (SAM) önem arz etmektedir. Bu kuruluşlarda genellikle akademisyenler yer alırlar. Türkiye’de ilk SAM’ı Avrasya SAM’dı (ASAM). Daha sonra 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü kuruldu.
  • Karşı istihbarat, hedef ülkedeki istihbaratçıyı kötüleyerek toplumdan onu dışlamayı hedeflemektedir.
  • Stratejik istihbarat ülke dışı olayları kapsar. Konuları ise askeri, sosyal, siyasi, bilimsel ve teknik, coğrafi (Hitler-Rusya-Stalingrad), ulaşım ve iletişim, ekonomik ve siber istihbarattır.

10- Ahmet Gürkan Atay-İstihbaratta Outsourcing

Özellikle 11 Eylül’le birlikte istihbarat servisleri, devlet dışı aktörlere odaklanmış ve insan istihbaratına önem vermeye başlanmıştır. Bu çerçevede iş dünyasında bulunan istihbarat ve özel güvenlik şirketlerinin istihbarat toplanmasında etkileri giderek artmıştır.

  • CIA, Obama döneminde “Terörle Mücadele” adı altında çok daha etkin hale geldi ve 2001’den 2011’e kadar çalışan sayısı 300’den 2000’e çıktı. Ancak 11 Eylül sonrasında ABD istihbaratı bünyesinde yer alan özel şirketlerin sayısında artış meydana geldi.
  • Özel Askeri Şirketler: Silahlı operasyonlar, lojistik destek, eğitim, satın alma gibi savaş konularında uzmanlaşmış hizmet verirler. Politik değil kâr amacı ile hizmet verirler. Özel askerler, paralı askerlerden farklı olarak yasal bir yapıya sahiptir ve sözleşme ile bağlıdırlar. Bu tip şirketlerin savaşlarda yer alması kamuoyunun tepkisinin minimum olmasını sağlar. Bu nedenle ABD, özellikle koalisyon, insani müdahale gibi durumlarda özel askeri şirketlere başvurmaktadır.
  • Askeri Hizmet Tedarikçisi Şirketler: Müşterilerin var olan kuvvetlerine takviyeden daha çok alternatif bir güç olarak muharebede yer alırlar. Genellikle bu şirketlerin müşterileri kendi kuvveti yetersiz olan devletlerdir. Örneğin, Etiyopya’nın özel askeri şirketlerle anlaşarak Eritye’ye savaş açmıştır.
  • Askeri Danışmanlık Şirketleri: Danışmanlık ve eğitim hizmetleri ile müşterilerinin kuvvetlerinin yeniden yapılandırılmasında görev almaktadırlar. Yani direkt olarak operasyonlarda yer almasalar da müşterilerinin kuvvetlerini etkiyebilmektedirler.
  • Askeri Destek Şirketleri: Lojistik, istihbarat, teknik destek, ikmal, bakım ve onarım gibi tamamlayıcı hizmet sunarlar. Askeri üs, barınma, yiyecek, yol ve araç bakımı, teçhizat bakımında yer alırlar.

17- Merve Önenli-İstihbarat ve Terörizm

11 Eylül’den sonra istihbarat birimlerinin özellikle üzerine eğildiği konuların başında terörizm gelmektedir. Stratejik istihbaratın hedef hakkında bilgileri elde ederek tehditlerin ortaya çıkmadan engellenmesi olduğu düşünülürse terörizmde tehdidin nereden geleceği belirsizliğini ortadan kaldırmak için son derece önemlidir.

  • Terör örgütlerine ilişkin istihbaratta yapılması gereken ilk adım örgütün tüm özelliklerinin detaylıca tespitidir.
  • Terör örgütleri ideolojik, etnik ve dini olarak ayrılmaktadır. Bu veri örgütün propagandası, saldırıları ve örgüte katılıma nedenleri açısından son derece önemlidir. Çünkü bir terör örgütünün varlığını sürdürmesi düşünsel alt yapıya, insan katılımına ve silah gücüne bağlıdır.
  • Şiddet, terör örgütlerinin hem dışarıda propaganda yapmasında hem de içeride grubun bir arada tutulmasında önemlidir.
  • İstihbarat, terörle mücadelede önemli bir aşamadır. Özellikle işlenmiş ve analiz edilmiş bilgiler terörizme karşı atılacak adımlarda hayatidir. Bu çerçevede iki adım önemlidir. İlk olarak ne tür bilgilere ihtiyaç duyulduğunun tespit edilmesi ve ikinci olarak bu bilgilere hangi yollardan ulaşılacağıdır. Ancak toplanan bilgilerin, istihbarat değeri taşıması işlenmesi ile mümkündür.
  • Örgütün yapısına dair bilgilerin toplanması;
    • Grubu bir arada tutan nedenler,
    • Katılım sebepleri,
    • Barınma alanları,
    • Örgütün hayatta kalabilmesi için gereken lojistik, finansal gelirlerin ve silahların hangi kanallarla geldiği,
    • Diğer terör grupları ile ilişkileri,
    • Yurtdışı bağlantıları ve diğer istihbarat birimleri ile ilişkilerinin tespiti son derece önemlidir.
  • Her örgüt birbirinden bağımsız değerlendirilmeli, farklı metotlar izlenmelidir. Aynı ideolojiye sahip olan ancak motivasyonu farklı olan benzer örgütler bulunmaktadır. (PKK ve Maoist Komünist Partisi ideolojik olarak benzerdir ancak barınma, eylem yönünden farklılık gösterir.)
  • Örgütün eğitim seviyesi önem taşımaktadır. PKK düşük eğitimli kişilerden oluşur, örgüt içi eğitim verilir. DHKP-C ise yüksek eğitimli kişilerden oluşur.
  • Hem biyografik hem de coğrafi olarak örgüt hakkında istihbarat elde edilmesi örgütün hareket tarzının çözümlenmesi açısından önemlidir. Bu bağlamda lider analiz edilip eylem profili çıkarılmalı, liderde meydana gelen değişimler üzerinden terör grupları ile mücadele edilmelidir.
  • Terör örgütleri mağdurluktan yararlanmakta ve ‘Biz ve Onlar’ algısı üzerinden katılımcı elde etmektedirler.
  • Terör ile mücadelede toplumun ve kamuoyunun terör örgütleri hakkında bilgilendirilmesi ve algının oluşturulması elde edilecek bilginin çeşitlenmesinde rol oynayabilmektedir.
  • Terörizm çoğunlukla iç güvenlikle ve dolaysıyla istihbaratla ilişkilendirilmektedir. Oysa destek bulamayan bir terör örgütü varlığını devam ettiremez ve bu nedenle terör örgütleri dış kaynaklara gereksinim duymaktadır. Bu da dış istihbaratın terörle mücadelede önemini göstermektedir.
  • Ayrıca mücadele edilen örgüt, uluslararası arenada bir terör örgütü olarak kabul edilmeyebilir. Bu ise dış istihbaratın toplanmasında zorluklara neden olmaktadır. Bu aşamada dış istihbaratta diğer servislere bağımlı olmaksızın verilerin toplanması önem arz etmektedir.

20- Hasan Saran-Değişen Diplomasi Sistemi ve İstihbarat

Diplomasi ve Uluslararası İlişkiler, 17. yüzyılda ‘30 Yıl Savaşları’ sonunda imzalanan Westphalia Anlaşması’nın imzalanması ile ortaya çıkmıştır. Ulus devletin ortaya çıkması ile uluslararası ilişkilerde devletler birincil aktörler haline gelmişlerdir. Ancak 21. yüzyılda sadece devletlerin değil kurumların, derneklerin, vakıfların ve istihbarat organizasyonlarının diplomasi de söz sahibi olduğu açıktır.

  • 17. Yüzyıl itibari ile istihbarat barışın sağlanması ve savaşın devletlerarası ilişkilerde son çare olarak başvurulmasına yönelik kullanılmıştır. Bu çerçevede diplomasi de silahsız savaş olarak nitelendirilmiştir.
  • 21. yüzyılda bilgisayar ve iletişim araçlarındaki gelişme ile devlet ve egemenlik kavramı değişmiş, mutlak güç yerine gücün paylaştırılması öne çıkmıştır. Bu değişim aynı zamanda diplomatların bilgi toplamasını zorlaştırmaktadır.
  • Soğuk Savaş döneminde dışa kapalı bilgi toplama yöntemleri nedeniyle sert bilgi toplama söz konusuydu. Ancak diplomasinin gelişmesi ile açık bilgi toplama, temas ve müzakereler sonucu yumuşak bilgi toplama yöntemleri ön plana çıkmıştır.
  • Öte yandan teknolojinin de gelişmesi ile dijital casusluk ön plana çıkmıştır. Özellikle Amerika, Rusya, İngiltere ve Fransa dijital casusluğa başvurmaktadır. Çünkü istihbaratta başarıyı sağlayan bir bilginin herkese açılmadan gayri resmi yollardan elde edilmesidir.
  • Ancak özellikle dinlemeler ve bilgilerin çalınması yolu ile elde edilen veriler ülkeler arasındaki ilişkiye zarar vermektedir. (Aralık 2012 – Ocak 2013 döneminde ABD’nin Fransa’da 70 milyondan fazla telefon görüşmesini dinlemesi ilki ülke arasında gerginliğe neden olmuş ve ABD Paris Büyükelçisi Dışişleri Bakanlığına çağrılmıştır.
  • İletişim diplomaside çok önemlidir. Türkiye de bu çerçevede YTB, TİKA, Yunus Emre Enstitüleri gibi kurumlarla faaliyetlerini sürdürmektedir.
Total
14
Shares
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Previous Article

Goethe Enstitüleri

Next Article

Türkiye-Venezuela Yakınlaşmasında ABD Faktörü

Size daha iyi bir deneyim sunmak için websitemizde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için Gizlilik Poltikası sayfamızı ziyaret edin.