Bernard Lewis, Hata Neredeydi?: Doğu’nun 300 Yıldır Cevabını Aradığı Soru

Hata Neredeydi?, Ortadoğu ile ilgili önemli çalışmaları bulunan ünlü tarihçi Bernard Lewis tarafından kaleme alınmıştır. Kitap, İslam Medeniyetinin, bir başka deyişle Doğu’nun, uygarlığın ve modernliğin lideri konumundan zamanla düşüşünü ve bu düşüşün günümüze dek devam etme sebeplerini anlatmaktadır. Tüm bu çabanın “Hata Neredeydi?” sorusunun cevabı niteliğinde olduğunu vurgulayan yazar, bilimden sanata, ordudan kültüre kadar geniş bir yelpazede Doğu’nun geri kalmışlığını ve bu geri kalmışlığın detaylarını yeri geldiğinde yüzyıllar öncesinin seyyahlarının ve yazarlarının eserlerinden yaptığı alıntılarla, yeri geldiğinde bilimsel araştırma verileriyle okuyucuya sunuyor.

Bilindiği üzere, İslam dininin ortaya çıkışının ardından Arabistan Yarımadası’nda İslam Devleti kurulmuştur. İslam dininin etkilediği uygarlıkların sınırı, Batı’da Cebelitarık ve İspanya içlerine, Doğu’da ise Hindistan’a kadar genişletmiştir. Bu genişlemenin temel sebebi, doğal olarak askeri başarılarla ilişkiliydi. Doğu’da ve Batı’da günden güne kazanılan savaşlarla coğrafyası genişleyen ve güçlenen İslam medeniyeti diğer taraftan bilimsel ve kültürel açıdan da kendi çapında bir Rönesans hareketliliği yaşamaktaydı. Devletlerin çeşitli ve önemli şehirlerinde günümüzde dahi okunan eserlerin yazıldığı eğitim kuruluşları kurulmakta ve bu kuruluşlarda çok çeşitli alanlarda araştırmalar, incelemeler yapılmaktaydı. Yani İslam medeniyeti, diğer medeniyetlerin örnek aldığı bir seviyeye ulaşmıştı. Ancak belirli bir noktada İslam medeniyeti, yani Doğu bu önderliğini yavaş yavaş kaybetmeye başladı. Özellikle yüzünü Batı’ya tamamen kapatmış olan devlet –ki bu noktada Doğu’nun temsilcisi Osmanlı Devleti’ydi– Hıristiyan dünyasının reform hareketlerini göremedi. Burada üzerinde durulması gereken ilk husus Lewis’a göre, Hristiyanların bu gelişiminin Doğu tarafından görülmediği mi, yoksa görmezden gelindiği midir?

İşte tam da bu noktada Lewis, sorulması gereken sorunun hem yanlış sorulduğunun hem de zamanında sorulmadığının altını çizmektedir. 17. ve 18. yüzyıllara gelindiğinde Batı toplumu, Rönesans ve Reform hareketleri vasıtasıyla Kilise’nin yüzyıllar boyu toplumda süregelen boyunduruğunu üzerinden atmaya başlamıştı. Bu zamana kadar Doğu’nun gelişmelerini ve yenliklerini takip etmeye mahkum olan Batı, çağa ayak uydurmaya başlamış, özellikle yeni yeni kurulmaya başlanan sömürge imparatorluklarının sağladığı ekonomik çıkarlar Batı’nın bilimsel ve teknolojik açıdan bir atağa geçmesine vesile olmuştur. Doğu, liderliğini kaybetmeye başladığını anladığı bu yüzyıllarda bu kaybın cevabını “Bunu bize kim yaptı?” sorusunda aramaya başlamıştır. Ancak bu soru, ortaya basit komplo teorileri, suni düşmanlar ve sağlıklı çözümler sunmaktan öteye geçecek cevaplar ortaya çıkaramazdı. Nitekim öyle de oldu. Özellikle 19. yüzyıla gelindiğinde Doğu, uygar dünyanın o kadar gerisinde kalmıştı ki “Bunu bize kim yaptı?” sorusuna verilen cevaplar arasında yer alan emperyalizm, Hristiyanlar, Yahudiler gibi yetersiz cevaplarla sürdürülmeye çalışılan reform politikaları bir bir çökmeye başlamıştı.

Bu nedenle sorulması gereken asıl soru, hem geçmişte hem de günümüzde “Hata neredeydi?” olmalıydı. Bernard Lewis, bu noktada kitabı bir bakıma hatanın nerede olduğu sorusuna verilecek olan cevapları baz alarak kaleme almıştır. Kitapta söze bahis hataya ve hatanın nedenlerine ilişkin onlarca örnek mevcuttur.

Doğu, özellikle kaybettiği liderliği 18. Yüzyıl’a kadar ne kendisine itiraf edebilmiş ne de kabul edebilmişti. Kabul etmek bir yana Doğu’nun Batı’daki gelişmeleri görmesi bile bir hayli zaman almıştı. Çünkü Batı ve Batı’ya dair tüm olgular Doğu’da görülemeyecek kadar nadir bir biçimde ortaya çıkıyordu. Örneğin Batı dillerinin bilinmesi ve öğrenilmesinin dahi toplumda alay konusu olduğu dönemlerde Batı tıbbi ve astronomik buluşlar ortaya koyarken orada kaleme alınan eserleri Doğu dillerine çevrilmesi gerek görülmediği için İslam dünyası sifilis hastalığına dair basılmış bir eseri çevirme ihtiyacını yalnızca bu hastalık kendi topraklarına geldiğinde hissetmiştir. Nitekim bu hastalığın adı günümüzde frengi (frenklerin hastalığı) olarak anılmaktadır.

Bu durum toplumsal yaşantıdan, sanatsal aktivitelere; bilimsel çalışmalardan, siyasi fikirlere kadar neredeyse her konuda kendini ciddi bir biçimde göstermektedir. Bazı Doğu devletlerinde bu durumun farkında olan yöneticiler ve aristokratlar yok değildi. Hatta tarihi açıdan bakıldığında Doğu’da hüküm sürmüş devletlerin birçoğu hemen hemen 18. yüzyıla ve sonrasına denk gelen zaman dilimlerinde birtakım reformist hareketleri benimsemeye çalışmışlarsa da bu durum çok kısa sürmüş ve genellikle etkisi özellikle toplumda hissedilmemiştir. Yazar, bu durumu batılılaşma ve modernleşme kavramlarının farklılığına bağlamaktadır.

Günümüzde batılılaşma ve modernleşme hemen hemen aynı çağrışımları yapmaktadır. Bunun temel sebebi, Batı’nın muasır medeniyet tahlilini yaklaşık 600 yıldır elinde tutmasıdır. Ancak özellikle 19. yüzyılda Doğu, batılılaşma ile modernleşme arasında keskin bir ayrım olduğunu kabul ediyordu. Dönemin dini önderleri bu konudaki fetvalarında modernleşmenin insanoğlunun temel bir ihtiyacı olduğu ve bu sebeple de lüzumlu olduğu gerekçesiyle caiz bulmuşlardır. Ancak batılılaşma, apaçık “kafirlere” yani İslam’ın toplumun en alt tabakasında kabul ettiği topluluğa benzemeye kapı araladığını söylemişlerdir. Bu benzeme hareketinin önü kapatılmalı ve batılılaşma yasaklanmalıydı. Bu durumun somut bir örneği olarak Osmanlı’da kılık kıyafet konusunda yapılan reformları göz önüne alan yazar, erkeklerin sosyal hayatta batı tarzı kıyafetler giymesinin modernleşme olarak yansıtıldığının ve caiz bulunduğunun ancak kadınların bu fiili gerçekleştirmesinin batılılaşma olduğunun ve hoş görülmediğinin altını çizmiştir.

Ortadoğu ile ilgili yapılan araştırmalar düşünüldüğünde akla gelen ilk isim olan Lewis, tarafından kaleme alınan bu kitap, yazarın tüm bilgi birikiminin basit bir aktarımıdır. Dili oldukça hafif ve sade olan kitap, basıldığı tarihten beri Doğu’da çeşitli dillere çevrilerek yayımlanmaya devam etmektedir. Yazar “Hata Neredeydi?” sorusunun herhangi bir alternatifinin olmadığını kesin bir dille okuyucuya aktarmıştır. Burada üzerinde durulması gereken önemli husus, kendisinin deyimiyle son 300 yıldır Doğu’da “Hata neredeydi?” sorusuna cevap arayan ve bulan, bulduğu cevabı uygulayabilen tek liderin Mustafa Kemal Atatürk olmasıdır.

Sonuç olarak, Doğu medeniyeti günümüzde geri kalmış olup olmadığına dair bir özeleştiri sunamamaktadır ve halen “Bunu bize kim yaptı?” sorusunun cevabını aramaktan vazgeçmemiştir. Tarihsel sürece bakıldığında İslam medeniyetinin “Hata neredeydi?” sorusunun cevabını arama konusundaki bu isteksizliği aslında İslam dininin Hrıstiyanlık ve Yahudilikle kıyaslandığında daha genç bir din olmasında yatmaktadır. Yani çağına göre zaten modern olan İslam medeniyeti ve bu medeniyete yön veren devletler ilerleyen yüzyıllarda dinin bu modernlik algısını yıkmakta ve Batı’nın bu konudaki üstünlüğünü görmekte zorlanmaları konusunda haksız değillerdir. Lewis, bu husus hakkında söz ederken Hz. Musa ve Hz. İsa’nın “başarısız” oldukları ancak Hz. Muhammed’in bir lider olarak vefat ettiğinin altını çarpıcı bir şekilde çizmektedir. Bununla birlikte, unutulmamalıdır ki geçen zamanın bu mefhuma sunduğu tek katkı bunu bize kim yaptı şeklinde sorulan sorunun cevabının çeşitli, hayali ve gerçek dışı teorilerle değişimlere uğramasıdır. Bugün bile yapılan hemen her bilimsel çalışmayı geriden takip eden Doğu, “Hata Neredeydi?” sorusunu sormaktan çekindiği ve aslında kendisinin geri kaldığını, Batı’nın hemen her alanda hızlı, mantıklı ve doğrusal bir ilerleme hareketinin içinde olduğunu kabul etmediği sürece hem geri kalmaya hem de yerinde saymaya mahkumdur.

Total
3
Shares
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Previous Article

Dünya Bülteni

Next Article

Bilimin ve Barışın Kıtası: Antarktika

Size daha iyi bir deneyim sunmak için websitemizde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için Gizlilik Poltikası sayfamızı ziyaret edin.