Umberto Eco-Gülün Adı

Gülün Adı, ünlü İtalyan yazar ve düşünür Umberto Eco tarafından kaleme alındı ve 1980 yılında yayımlandı. Bu roman, birçok alanda türünün öncüsü olmayı başardı. Yazarının en önemli eseri olan Gülün Adı, yayımlandığı günden beri milyonlarca kopya sattı. Tüm zamanların en iyi polisiye romanları arasında gösterilen bu eser, ele aldığı konu bakımından kesinlikle bir polisiye romanından fazlasıdır. Hatta kimi eleştirmenlere göre Gülün Adı, bir cinayet arayışıyla süslenmiş bilimsel bir eserdir. Nitekim roman, bu niteliğini konuyu ele alış biçimine borçludur. Roman temelden bakıldığında Orta Çağ İtalya’sında Papa ile İmparator arasındaki iktidar savaşını ele almaktadır. Bu çatışma; mezhepler, ırklar ve din alimleri arasında yaşanan bir kavgayla harmanlanarak okuyucuya sunulmuştur.

Bilindiği üzere Umberto Eco bir yazar olduğu kadar bir bilim insanıdır. Özellikle Orta Çağ Avrupa tarihi üzerine yoğunlaşmış olması Gülün Adı’nın bu denli başarılı olmasının temel taşlarından biridir. Ancak belirtmek gerekir ki Eco’nun özellikle bu eserdeki dili oldukça yorucu ve ağdalıdır. Yer yer birkaç sayfayı bulan paragraflar ve cümleler okuyucuyu yoran bir nokta olarak karşımıza çıkmaktadır. Hatta eleştirmenlerin eser üzerinde birleştiği noktalardan biri Eco’nun romanı yazarken dili kullanmadaki ustalığını gösterebilmek için bilinçli olarak süslü ve uzun cümlelere yer verdiği hususundadır. 

Okuyucu romanı Dom Adso’nun gözünden okumaktadır. Onun fransisken[1]rahiplerin arasına dahil olmasıyla başlayan olaylar silsilesi fransisken mezhebi ile Kilise arasında gerçekleşmesi beklenen münazaraya kadar uzanmaktadır. Bu olaylar yaşanırken Avrupa, Roma İmparatorluğu ile Kilise arasında doğması beklenen bir savaşa gebedir. Çünkü İmparatorluk ile Kilise arasında şiddetli bir hükümdarlık mücadelesi sürmektedir. Kilise bu tarihlerde bilindiği üzere fransiskenlerin aksine Hıristiyanlığın geleceğinin zenginlikle bir tutulduğu bir anlayış içerisindedir.

Tüm bu karışıklıkların arasında iki fikir arasında yapılması beklenen tartışma bir dağın zirvesinde kurulmuş olan, Hıristiyan aleminin en büyük kütüphanesine ev sahipliği yapan bir manastırda gerçekleşecektir. Bu manastır sahip olduğu nitelik gereği katı kurallarla korunmakta ve içinde az sayıda rahip yaşamaktadır. Romanın ana konusu olan ölümler silsilesi manastıra fransisken rahip Baskerwille’li William’ın gelmesiyle başlamaktadır.

Umberto Eco bu noktadan sonra çağın havasını, Hıristiyanlığın ve romana konu olan mezheplerin inançlarını, manastırda yaşayan olaylar o kadar kaliteli bir biçimde aktarmıştır ki romanın yayımlanmasının üzerinden 40 yıl geçmiş olmasına rağmen tarihin en başarılı polisiye eserlerinden biri olma konusundaki iddiasını kaybetmemiştir. Belirtmek gerekir ki Gülün Adı, başarılı bir polisiye roman olmasının yanında bir o kadar başarılı bir tarihsel dönem anlatısına ve bilimsel verilere konu olan bir din öğretisine sahiptir. Nitekim bu husus, yazar Eco’nun hem bir bilim insanı hem de bir düşünür olmasıyla net bir bağlantıya sahiptir.

Gülün Adı, yayımlandığı tarihten bu yana çeşitli araştırmalara konu olduğu gibi hakkında uyarlama film ve diziler de yapılmıştır. Başlangıçta Gülün Adı üzerine yüzlerce yazı kaleme alınmış olması sebebiyle bu film ve diziler hakkında bir inceleme yapmış olmayı planladıysak da film ve dizilerin yeteri kadar iyi olmaması bu yazının bir kitap incelemesi olarak kaleme alınmasına sebep olmuştur. Nitekim 2019 yılında mini dizi olarak yayımlanan “The Name Of The Rose” oldukça basit görsel efektleri, zayıf karakter analizleri, uzun ve yersiz diyaloglarla bezenmiş başarısız bir dizidir ve kanaatimce bu romanın uyarlaması olarak yayımlanmış olması büyük bir hatadır. Sekiz bölümlük bir dizide yaklaşık 550 sayfalık bir romanı anlatmak pek zor olmasa da dört kişilik senaryo ekibi ve yönetmen birçok önemli detayı fazlasıyla yüzeysel geçerek aslında romanı sadece bir hikaye olarak kullanmıştır.

Sean Connery ve Christian Slater’ın başrollerini paylaştığı 1986 yapımı filme gelecek olursak niteliği göze alındığında kendisinden 33 yıl sonra çekilen bir filmden çok daha başarılı olduğunu net bir biçimde belirtebiliriz. Hatta 1986 yapımı filmin gerçek bir kalede, 2019 yapımı dizinin ise başarısız efektlerle bezenmiş bir stüdyoda çekildiğini baz alacak olursak hangi yapımın daha başarılı olduğuna kanaat getirmek pek de zor olmayacaktır.

Ayrıca belirtmek gerekir ki Gülün Adı yayımlandığı tarihten beri benzer türdeki eserlerin bir haritası işlevini görmektedir. Türk Edebiyatı’nda polisiye romanlarla özdeşleşmiş olan Ahmet Ümit gibi isimler hem Eco’dan hem de eserinden derinden etkilendiğini açıklamıştı.

Son olarak eserin konu edindiği mezhep kavgalarına ve din eleştirisine de değinmek gerekmektedir. Özellikle yayımlandığı dönemde Hristiyan din adamları tarafından yoğun bir şekilde eleştirmiş olan eser mezhep kavgalarının ve bu kavgalardan kaynaklı savaşların aslında insanlık tarihinin bir parçası olduğunu göstermektedir. Gerek eserin konu edindiği yüzyılda gerek yayımlandığı yüzyılda bu çatışma, insanlığın bir parçası olarak edindiği yeri korumaktadır. 


[1] Hıristiyanlığın bir mezhebi olan Fransisken tarikatı, İsa’nın fakir doğup fakir öldüğünü ve bu sebeple Hıristiyanların da buna uygun olarak dünya zevklerinden uzak bir yaşam sürmesi fikri üzerine kurulmuş olan bir tarikattır.

Total
1
Shares
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Previous Article

Çin'in Latin Amerika'ya Verdiği Krediler

Next Article

Türk Kadınının Başka Bir Miladı: 8 Şubat 1935 Milletvekili Seçimleri

Size daha iyi bir deneyim sunmak için websitemizde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için Gizlilik Poltikası sayfamızı ziyaret edin.