Mariya Omelicheva, “Rusya Dış Politikası: Çok Kutuplu Bir Dünyada Büyük Güç Statüsü Araştırması”

Omelicheva, Rusya Dış Politikası: Çok Kutuplu Bir Dünyada Büyük Güç Statüsü Araştırması (Russian Foreign Policy: A Quest for Great Power Status in a Multipolar World) makalesinde, Rusya’yı dünya siyasetindeki büyük güç statüsünü geri kazanma arzusu içinde olan istikrarlı bir devlet olarak tasvir etmektedir. Rus dış politikasının tarihsel bağlam ve jeopolitik gerçeklerle şekillenmesi, büyük güçler karşısında çıkarlarını savunan yapısı ile realist terimlerle tasvir edilmektedir. Bununla birlikte, Omelicheva, Rusya’nın kendi kimliğiyle mücadelesine yapılandırmacı bir odaklanmanın, çağdaş Rus dış politikasını açıklamak için önemli olduğunu savunmaktadır. Buna göre, Rusya’nın dünyadaki rolü konusundaki tartışmalar; ordu, çıkar grupları ve bir dereceye kadar Rus halkı üzerine odaklanmasına rağmen, aslında Rusya’nın kimlik mücadelesi çoğunlukla “merkezi devlet” yapısında yoğunlaşmıştır.

1990’larda dünya, Rusya’yı işlevsiz, fakir ve zayıf bir devlet olarak görmeye alışmıştı. Rusya, Avrupa Birliği (AB) ile Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) genişlemesi ve bir Avrupa-Atlantik güvenlik alanının oluşturulmasıyla ilgili kritik görüşmelerin dışında bırakılmıştı. Rusya, Gürcistan ile beş günlük bir savaş başlatarak dünyaya, geçiş sürecinin zorluklarını arkasında bırakarak tamamen toparlandığına ve küresel bir güç olmaya devam ettiğine dair açık bir mesaj gönderdi. Gürcistan ile Güney Osetya arasındaki gerilim, 2008 yılının yaz aylarında tırmandı ve tam teşekküllü bir savaşa dönüşerek Rusya’nın Güney Osetya adına Gürcistan’a müdahalesine yol açtı. Bu savaş, sadece Avrasya’daki statükoyu ve güç dengesini alt üst etmekle kalmadı, aynı zamanda Rusya’nın büyük güç statüsünü geri alma ve Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) liderliğini üstlendiği tek kutuplu küresel düzene karşı koyma kararlılığını da gösterdi.

Gürcistan-Rusya savaşından bir ay önce yürürlüğe giren Rus Dış Politikası Konsepti, Rusya’nın “yeni bir uluslararası ilişkiler mimarisinin gelişimi üzerinde önemli etkisinin” yeni bir dönemine girdiğini ilan etti. Abhazya’nın bağımsızlığını tanıyarak ve Güney Osetya, Batı’dan gelen şiddetli protestolara rağmen, Rusya, ABD örneğini izleyerek uluslararası ilişkilerde yeni bir mimar rolünü üstlendi. Omelicheva tarafından akademik dünyaya kazandırılan bu araştırma, Rus dış ilişkilerinin iç ve dış koşullarını incelemekte ve şu sorulara yanıt aramaktadır;

– Hangi teorik yaklaşımlar Rusya’nın uluslararası ilişkilerdeki davranış değişimlerini ve sürekliliğini açıklayabilir?

– Rusya’nın, büyük güç konumunu yeniden kazanma ve uluslararası sistemde çok kutuplu bir yapı kurma konusundaki yenilenen arayışını hangi faktör/faktörler açıklayabilir?

Tarihsel Bağlam

Rusya, ulusal anlamda önemli değişiklikler geçirmesine rağmen, Çarlık, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB), Soğuk Savaş dönemlerinde ve sonrasında devam eden belirgin dış politika sürekliliklerine sahiptir. Tarihsel bakış, Rusya’nın bu kalıcı ve geçici özelliklerinin belirlenmesinde yardımcı olacaktır.

Tarihsel bağlamda incelendiğinde, Rusya’nın genişleme politikasının ısrarcı bir politika olduğu görülmektedir. 14. yüzyılın başlarından itibaren, sınırlarını Avrasya’nın derinliklerine kadar genişletmiştir. Sonraki yüzyıllar boyunca muazzam topraklara sahip çok uluslu bir imparatorluk yaratılmıştır. Bu genişleme, bir dereceye kadar jeopolitik nedenlerle açıklanabilir. Doğal sınırları olmayan bir alanda kolay istila olasılığı, kalıcı bir güvensizlik hissi yaratmış ve yayılmacılığın, Rus devletinin hayatta kalması için gerekli olduğu kanısını yaratmıştır. Uzağa yayılmış tampon bölgelerle, Rusya’nın ordusu düşmanıyla Rus çekirdeğinden uzakta yüzleşebilecek ve toprak için zaman kazandırarak bir karşı saldırıya hazırlanabilecekti. Bu nedenle, devlet topraklarının genişletilmesi ve devlet sınırlarının güçlendirilmesi stratejik bir zorunluluk halini almış ve zamanla, Rus dış politikasının bir özelliği haline gelmiştir. Omelicheva’ya göre, bu genişleme politikası aynı zamanda Rusya’nın politik kültürü üzerinde de etki yaratmıştır. Kültürel ve etnik açıdan farklı bölgelerin ilhakı, Rus kimliğini ve dolayısıyla politikasını etkilemiş, Rusya’da Slavofiller ve Batılılar olarak farklı gruplar oluşturmuştur.

1917 yılında Çarlık yıkılıp, yerine SSCB kurulmuştur. Çarlık ve Sovyet yönetimi bazı yönlerden çok farklı olsalar da, jeopolitik gerçekler ve emperyal ideoloji, çarlık ve Sovyet rejimlerinin dış politikasında önemli süreklilikler sağlamıştır. Sovyetler Birliği, özellikle İkinci Dünya Savaşı öncesinde, bölgesel genişleme stratejisini sürdürmeye devam etmiş, komünist rejimleri destekleyerek ilhak edilen topraklar üzerinde doğrudan kontrol ve diğer devletlerde dolaylı bir komuta uygulamıştır. Rusya’nın iki Dünya Savaşı’nda da yaşadığı büyük kayıplar, Sovyet liderlerinin güvenlik duygusunu ciddi derecede etkilemiş, yüksek bir güvensizlik duygusu yaratmıştır. Bu da Sovyetler ile Batı bloğu arasındaki gerilimi artırmıştır.

Sovyet liderleri, Rusya’nın stratejik motiflerini komünizm küresel sınıf mücadelesi retoriğine gizleyerek, geleneksel süper güç hedefleri ile devrimci amaçlar arasındaki çelişkileri gizlemeye çalışmışlardır. Ancak zamanla SSCB’nin pragmatik varlık nedeni, Marksizm-Leninizm’in ideallerinin yerini almıştır. Sovyetler Birliği’nin, teknolojik ve bilimsel alanlarda önde gelen sanayileşmiş uluslarının gerisinde kalması, Gorbaçov’un ekonomik sıkıntıları aşabilmek için getirdiği reformların verdiği görece özgürlükçü hava, SSCB’yi çöküşe hazırlamıştır. Sonuç, ülkenin Batılı devletler ile eski Sovyet devletleri ile ilişkilerini önemli ölçüde etkileyen derin bir “kimlik krizine” girmesi olmuştur.

Rusya’nın ilk cumhurbaşkanı olan Boris Yeltsin, başlangıçta Batı yanlısı bir tutum sergilemiştir. Rusya’nın Batı ile bütünleşmesini destekleyen sesler çıkarken, Batı tarafının aynı derecede hevesli olmadığını görmek, bu politikaların uzun sürmemesine yol açmıştır. Rusya, büyük güç konumunu diriltme ve Sovyet sonrası alanda etkisini yeniden kazanma politikası izlemeye başlamıştır. 2000’lere gelindiğinde, Vladimir Putin’in önderliğindeki Rusya, ABD’nin liderliğini üstlendiği tek kutuplu küresel düzene karşı çıkarak çok kutupluluğu önceleyen bir dış politika izlemeye başlamıştır.

Kısacası, Rus dış politikasının uzun tarihi boyunca, liderler çeşitli stratejiler uygulamış ve Rusya’nın güvenliğini artırmak için tüm araçlarını kullanmıştır. Rusya; askeri ittifaklar kurmuş, daha zayıf devletleri fethetmiş ve kontrol altına almış, askeri yeteneklerini inşa etmiş ve hatta uluslararası kurumların rolünü ve çok taraflılık fikirlerini desteklemiştir. Rusların uluslararası arenada önemli bir oyuncu olma ve büyük bir güç olarak görülme arzusu, Sovyet öncesi dönem, Sovyet dönemi ve Soğuk Savaş sonrası dönemlerde kendini göstermiştir.

Dış Faktörler

Analitik amaçlar için, dış faktörlerin Rusya’nın dış işleri üzerindeki etkisini vurgulayan tüm açıklamalar iki gruba ayrılabilir; realist ve yapılandırmacı bakış.

Realist bakışa göre değerlendirildiğinde, Rus dış politikası ABD hegemonyasında bir dünya düzenine karşıyken, yer yer ABD ile çakışan çıkarları söz konusu olduğunda ittifaklar yapmıştır. Rusya için, ABD ve NATO’nun bu eylemleri onun dünya siyasetindeki nüfuzunu ve özerkliğini azaltmakta, güvenliği ve Rus devletinin hayatta kalmasını tehdit etmektedir.  Bu nedenle, Rusya güç konumunu koruma ve diğer güçlü devletlerin etkisini dengeleme amacındadır. Özellikle, NATO’nun doğu genişlemesi, Rusya’nın etki alanına bir saldırı olarak ve eski Sovyetler Birliği cumhuriyetlerinde siyasal çoğulculuğu ve demokratikleşmeyi savunan Batı tarafından desteklenen projeler, Rus devletini kuşatmak ve bastırmak için yapılan gizli girişimler olarak algılanmıştır. ABD’nin kendi “arka bahçesine” girdiğini gören Rusya, bunu dengelemek için bölgesel ittifaklara yönelmiştir; ancak tüm bunlar Rusya’yı tamamen ABD karşıtı olarak göstermez. Çünkü Vladimir Putin, Rusya cumhurbaşkanı olarak ilk döneminin başında, ABD ile terörizme karşı savaşta işbirliğinin geliştirilmesinden memnun kalmıştır.

Rusya’nın ABD hegemonyasını dengelemek için uluslararası örgütlerin etkisinden yararlanmak istemiştir. Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) rağmen NATO’nun Kosova operasyonu, ABD’nin tek taraflı Irak işgali bu yolun etkisizliğini göstermiştir. Lakin Rusya’nın karşı dengeleme stratejisi de sorunludur; çünkü her ne kadar ekonomisi gelişse de ABD ile rekabet edebilecek güçte değildir. Dengeleme için Çin ile bir ittifak geliştirilmeye çalışılsa da, tam teşekküllü bir ittifak söz konusu olamaz. Neticede, Çin ekonomik açıdan ABD ile karşılıklı bağımlıdır. Ayrıca, Rusya’nın Çin’in bir hegemonya geliştirmesine de kuşkuyla bakmaktadır. Geleneksel araçlardaki bu başarısızlıklar, Rusya’yı yeni bir strateji geliştirmeye itmiş ve “süper enerji devleti” stratejisi ortaya çıkmıştır.

Realistler daha askeri ve ekonomik faktörler gibi maddi gerçekleri analizlerinde kullanırken, yapılandırmacılar dış politika eylemlerini ve diğer devletlerle ilişkilerini açıklarken sosyalleşmenin, sosyal tanınmanın ağırlığının ve devletlerin öz imajının etkisini vurgulamaktadır. Yapılandırmacılara göre, Rusya’nın dış politikasının şekillenmesinde Batı ile iletişimi önemli yer tutmaktadır. Rusya, tarihinin büyük bir bölümünde Batı’dan onay almaya çalışmıştır. 18. ve 19. yüzyıllarda Rusya, Avrupa’nın bir parçası olmak istemiştir. Bolşevik devriminden sonra, Sovyet Rusya’nın Batı tarafından meşrulaştırılmaya ihtiyacı vardı. 1940’larda, büyük güç konumuna Batı’nın saygı göstermesini beklemiş ve Soğuk Savaş’ın zirvesinde süper güç statüsünün tanınmasını istemiştir. Batı’nın temel özelliklerini elde etmek, yani demokratik, endüstriyel olarak gelişmiş ve müreffeh olmak, Rusya’nın en önemli öncelikleri arasında yer almıştır.

2000 ve 2008’de onaylanan Dış Politika Doktirinleri, Rusya’nın Batı fikrini bir kenara bıraktığını; ancak, Batı uluslararası Rus kimliği üzerindeki etkisinin ortadan kalkmadığını göstermektedir. Batı; ilerleme, liderlik ve modernliğin bir örneği olarak hala güçlü bir şekilde Rus “benliğinde” yer almaktadır. NATO ve AB ise, Rusya’nın ekonomik, askeri, siyasi ve teknolojik kaynaklarını ve potansiyelini ölçtüğü referans noktalarına dönüşmüştür.

Rusya’nın bir Batılı devlet mi yoksa tamamen bağımsız bir medeniyet mi olduğu konusundaki kimlik belirsizliği, Rusya’nın uluslararası normlara olan bağlılığını da etkilemektedir. Rusya’nın kimliğine ilişkin görüşte tutarsızlıklar ve Rusya’nın “Avrupalı” statüsünün dış devletler tarafından reddedilmesi, Rusya’nın insan hakları normlarına ve demokratik standartlara tutarsız ve yüzeysel bağlılığına yol açmıştır.

İç Faktörler

Bir devletin dış politikası sadece dış faktörlerle değil, siyasi rejiminin doğasından ve devlet kurumlarını yöneten bürokrasinin yapısından da etkilenir. Rusya pratikte, gerçek anlamda demokratik bir devletin birçok özelliğinden yoksundur. Siyasi rejimi, “gelişmekte olan demokrasi”, “yumuşak otoriterlik”, “hiper-başkanlıkçılık” gibi çeşitli şekillerde tanımlanabilen, “hibrit” bir demokrasi ve otoriterlik türüdür. Demokratik siyasal sistemin pek çok resmi kurum ve normunu barındırmaktadır. Ancak, resmi kurallar genellikle yönetici elitin belirli çıkarlarına hizmet eden gayri resmi kurallarla çatışmaya girdiğinde, resmi kurallardan ödün verilir. Gayri resmi kurallar, devletin siyasi sistemi içindeki ve diğer devletlerle ilişkilerindeki süreçlere rehberlik etmek için kullanılır. Bu nedenle, hem resmi kuralların hem de gayri resmi kurumların bilgisi, Rusya gibi hibrit bir rejimin politikalarını anlamak için önemlidir.

Vladimir Putin’in cumhurbaşkanlığından bu yana, Rusya’daki siyasi iktidar oldukça merkezileşmiş ve cumhurbaşkanlığı, başkanlık idaresi ve yürütme organında yoğunlaşmıştır. Putin’in cumhurbaşkanlığı ve başbakanlığı döneminde, Dışişleri Bakanlığı etkinliğini kaybetmiş, Kremlin, Rusya’da dış politika yapma otoritesinin ana merkezi olmuştur. Putin’in önderliğinde Rusya’nın dış politikasında etkisini yeniden kazanan bir diğer kurum da güvenlik hizmetleridir. Özellikle Federal Güvenlik Bürosu (FSB) ve Dış İstihbarat Teşkilatı’dır. Son yıllarda, bu kurumların uluslararası ve yerel duruma ilişkin değerlendirmeleri ve raporları, Kremlin’in dış politika kararları için bilgi sağlamıştır. Kremlin, Rusya’da dış politika yapma otoritesinin ana merkezi haline gelmiştir.

Rusya’daki dış politika ağları karmaşık ve anlaşılması zordur. Bu dış politika ağları, kişisel temas ağlarını, gayri resmi mekanizmaları ve etkileşim kurallarını temsil etmektedir. Bir dış politika kararı, genellikle bürokratik çekişmelerin, siyasi hizipler ve çıkar grupları arasındaki mücadelelerin ve yönetici elitin bireysel temsilcileri arasındaki çatışmaların sonucudur. Rusya’daki en etkili ve benzersiz çıkar gruplarından biri “siloviki” adıyla bilinir. Dış politika alanında siloviki, Rusya’nın uluslararası ilişkilerdeki büyük güç konumuna geri dönmesinin arkasında durmaktadır. ABD ve NATO’ya şüpheyle bakmakta ve Rusya’nın eski Sovyetler Birliği cumhuriyetleri siyasetindeki varlığını yeniden tesis etmeyi ummaktadırlar.

Bir ülkenin temel kültürel değerleri ve ulusal kimlikleri önemlidir. Rusya’da, tümü dünya ve Rusya’nın dünyadaki yeri hakkındaki farklı temel inançlara dayanan birkaç farklı dış politika düşüncesi geleneği veya ekolü vardır;

– Batıcılar, Rusya’yı en ilerici Batı medeniyetinin bir parçası olarak görmektedir ve bu nedenle evrensel demokratik değerlerin ve serbest piyasa uygulamaların benimsenmesi ve Batı ile daha güçlü bağlar kurulması gerektiğine inanmaktadırlar.

– Avrasyacılar ise Rus medeniyetinin benzersizliğini vurgulamaktadır. Avrasyacılara göre Rusya’nın kültürü Batı’nın geleneklerinden ve kültüründen farklı ve hatta daha üstündür. Rusya’nın misyonunun Batı değerler sistemine meydan okumak, kendi inançlarını denizaşırı ülkelerde yaymak ve Avrasya topraklarını Rus devletinin önderliğinde birleştirmek olduğunu düşünmektedirler.

– İstatistikçiler ise Rusya’nın büyüklüğüne ve kendi güvenliğini ve savunmasını sağlama yeteneğine saygı göstermektedir. Batılı devletler tarafından Rusya’nın büyük güç statüsünün tanınması gerektiğine vurgu yapmaktadırlar. Rusya’nın güvenliğiyle ilgili jeopolitik görüşlerden güçlü bir şekilde etkilenen İstatistikçiler, her yerde mevcut olan dış tehditlere dikkat çekmektedirler. Demokrasi, insan hakları ilkeleri ve diğer değerler, Rusya’nın düzen, istikrar ve güvenliğinin zorunluluklarına tabiidir. İstatistikçilere göre devletin güvenliği için her şey feda edilebilir.

Sonuç

Bugünün Rusya’sı, dünün Rusya’sından önemli ölçüde farklıdır. Daha merkezi ve istikrarlıdır. Daha az demokratik ama ekonomik olarak çok daha iyi durumdadır. Aynı zamanda uluslararası ilişkilerinde giderek daha kavgacı, tek taraflı ve iddialıdır. Rus dış politikasını anlama ve açıklama ihtiyacı, onun bölgesel ve küresel meselelerin yönetimindeki mevcut ve potansiyel rolünden kaynaklanmaktadır. Rusya’nın dış politikasını analiz edebilmek için, Kremlin’in dış politika tercihlerinin temelini anlamak ve Rusya liderliğinin dışardan gelen teşvik ve caydırıcılara nasıl tepki verdiğini incelemek zorunludur.

Şüpheciliğine, güvenlik “takıntısına”, bir dereceye kadar gizliliğine ve politika yapıcılarının görünüşte mantıksız davranışlarına rağmen, Rusya’nın bu durumu benzersiz ve özel bir durum değildir. Her zaman hedef peşinde koşan, öngörülebilir ve anlaşılır mantığa göre hareket eden “normal” bir ülkedir. Bu nedenle, Rus dış politikası, ideolojinin rolü, siyasi liderliğin inançlarını anlama, örgütsel ve bürokratik politikaları, realist, liberal ve yapılandırmacı yaklaşımlar kullanılarak analiz edilebilir. Dünyanın diğer devletlerine benzer şekilde, Rusya da dış politika davranışında kalıcı kalıplar ve dalgalanmalar sergilemiştir. Rusların dış dünyaya yaklaşımlarında bir derece dinamizm olduğu kadar tutarlılık da vardır. Ülkenin büyüklüğü ve jeopolitik gerçekleri, Rusya’nın kendi imajını, işgal korkusunun sürüp gitmesine ve nihayetinde dış dünyaya yönelik tutum ve politikalarını etkilemiştir. Ancak Rus dış ilişkilerinin nispeten durağan özellikleri bile modernize edilmiş ve hem Rusya’nın içinde hem de dış dünyada değişen şartlara ve koşullara uyarlanmıştır.

Mariya Omelicheva “Russian Foreign Policy: A Quest for Great Power Status in a Multipolar World”, Foreign Policy in Comparative Perspective: Domestic and International Influence on State Behavior, Ryan Beasley vd. (der.), SAGE, Londra, 2013, ss.94-117.

Total
0
Shares
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Previous Article

Dünya Bülteni

Next Article

Terörle Mücadelenin Dijital Cephesi

Size daha iyi bir deneyim sunmak için websitemizde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için Gizlilik Poltikası sayfamızı ziyaret edin.