Terörle Mücadelenin Dijital Cephesi

Terörizmin felsefesi, toplumdaki bireyleri birbirine bağlayan yaşam çemberini bir takım aldatıcı sıfatlarla ve dehşet saçan şiddet eylemleriyle yıkarak toplumda infial yaratmak ve bunun için korku ütopyaları oluşturmaktır. Bu doğrultuda terör örgütlerinin eylemlerini meşrulaştırma konusundaki en büyük motivasyonları ise kendilerini insanlara özgürlük savaşçısı olarak tanımaktır. Terör yapıları, hedef aldıkları toplumsal zemindeki ideolojik, sosyal ve ekonomik her sorunu istismar edebilmeyi temel varoluş yöntemi olarak benimsemişlerdir. Bu nedenle politik şiddet sarmalında gelişmiş figüranlar, her daim istismar edilmeye uygun meseleleri taze tutmaktadır.

Bu ortamda siyasi amaçlarını gerçekleştirmeye çalışan terör örgütleri, saldırılarıyla da şiddet salgınını yaygınlaştırarak ülke ve toplum güvenliği için tehdit oluşturmaktadır. Ama günümüz dünyasında terörizmi sadece silahlı saldırılarından ibaret görmek bir yanılgıdır. Çünkü dünyanın gitgide dijitalleştiği ve iletişim kanallarının hayata yön verdiği 21. yüzyılda terör örgütlerinin online bir ortamda sanal propaganda yapmaları yeni bir faaliyete dönüşmüştür. Bu nedenle modern kültürün kodlarına göre dizayn edilen siyasi fraksiyonlar değişmiş, dünyanın algoritması yeniden yazılmış; fakat terör örgütlerinin korku yayan saldırıları devam etmiştir. Ulus-devlet bakışıyla meseleyi ele alındığında devletin varlığını tehdit eden, otoritesini zayıflatan veya yıkan, evrensel değerleri yok eden ve güvenliğe zarar veren her türlü saldırı terörizmdir. Buna dayalı olarak gerçekleştirilen saldırılar, devletler için ciddi bir güvenlik sendromunu oluşturur. Buradan hareketle kaosun kendi diyalektik yapısından çıkan gerilimlerin ve yıkımların yarattığı terör örgütlerinin faaliyet gösterdiği her sahanın kolluk kuvvetlerince arındırılması ise devletlerin meşru müdafaa hakkıdır.

21. yüzyılda yeni çehresiyle ortaya çıkan terörizm, şuur altının derinliklerine “Düşmanımızın bizim gibi düşünmesini sağlayabilirsek, savaşmak zorunda kalmayız” ifadesini sorgulatmıştır. Örneğin PKK terör örgütünün sözde lideri Abdullah Öcalan, militanlarına sık sık çağın koordinatlarının en verimli aracın basın yayın organları olduğunu anlatmış ve bu sahada etkin olmaları talimatını vererek şöyle demiştir: “Kitap yazın beni anlatın, makale yazın beni anlatın, videokasetleri ile beni anlatın, gazetelerde büyük boy fotoğraflarımı yayınlatın”.

İşte günümüzün dijital özgürlük ortamında yasallığı istismar eden terör örgütleri, yeni nesil medyayı etkin bir şekilde kullanma amaçlarındaki gerçekleri ustaca perdeleyebilmektedirler. Dijital fanus etkisiyle ideolojilerini pazarladıkları sosyal medya, bu radikalizm dalgasını acımasız ve alaycı yüzünü bizlere sunmaktadır.

Örneğin Türkiye’nin terörle mücadele kapsamında, 2011 yılından bu yana istikrarsızlaşan Suriye’deki terör yapılarını önlemek için güney sınırlarında bir güvenlik kuşağı oluşturulması gerekliliği yetkili makamlarca uluslararası kamuoyuna deklare edilmiştir. Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. Maddesinden kaynaklanan meşru müdafaa hakkı ve BM Güvenlik Konseyi’nin terörizmle mücadeleye ilişkin kararları ile uyarınca başlatılan Barış Pınarı Harekatı’nın temel doktrini ise terör örgütünün siyasi kanatlarını ve terör eylemlerini durdurmak ve yavaşlatmaktı. Ama uluslararası hukuk çerçevesinde atılan bu adım, terör örgütü tarafından sosyal medyada çarpıtılarak ulusal ve uluslararası kamuoyuna sunulmaya çalışılmıştır.

Dijital çağda post-modern terörizm olarak adlandırabileceğimiz bu tutumun popüler ve aktüel kalmasının çeşitli nedenleri vardır. Özellikle geleneksel medyada saldırılarının propagandasını gerçekleştirecek bir formül bulamayan terör örgütleri, yeni medyadaki rahat iletişim akışını istismar ederek etkinlik sahasını genişletilmişlerdir. Bunun en somut örneği, Türkiye’ye karşı konumlanan PKK/PYD terör örgütü, kendi prestijini uluslararası kamuoyunda tazelemek adına çeşitli yöntemler denemektedir. Bu yöntemlerin başında; hedef olarak seçilen toplulukların moralini bozmak, terörle mücadelede azim ve iradeyi yok etmek, kitlelerin devlete olan güvenini en aza indirmek hedefi gelmektedir.

Tartışmaya açık bir algı tablosu oluşturarak Türkiye’nin Suriye topraklarını işgal ettiği, bölgedeki insanların değerlerine saldırdığı ve bu harekatın bir savaş olduğuna dair temelsiz iddiaları sıklıkla işlemeye gayret etmişlerdir. Örneğin dünyanın başka bir bölgesinde ve farklı zamanlarda yaralanmış ya da hayatını kaybetmiş sivillerin fotoğraflarını sosyal medyada yayınlayarak yanlış bir algı yaratmaya çalışmışlardır. Sosyal medyanın hızlı akışı içinde manipülasyona karşı zihinsel filtrelerini oluşturamayan ve paylaşımlardan etkilenen kitleler, böylece daha kapsamlı psikolojik saldırılar için de hazır hale getirilmeye çalışılmıştır.

Terörle mücadelenin yürütüldüğü bu süreçte terör örgütü, “korkunç sivil kıyım” iddiaları üzerinden asparagas içeriklerle kitleleri anlamsız çekişmelere sürüklemekte ve devletin terörle mücadelesini sisli zemine çekerek yeni bir cephe açmaya çalışmaktadır. Bu yeni cephenin saldırı aracı olarak servis edilen sahte görüntüler toplumsal gerginliği arttırır.  Sosyal medyada bir konuyla ilgili çeşitli anahtar kelimeler, özenli şekilde gündemde tutuluyorsa kitle, bir algı yönetiminin içindedir demektir.

Günümüzde terör örgütleri, sosyal ağları aktif bir şekilde kullanmakta ve amaçları; saldırılarını üstlendiklerini duyurmak, saldırılarına ilişkin bilgileri ve görüntüleri internet aracılığıyla propaganda amaçlı kullanmaktır. Böylelikle örgüt saldırılar üzerinden kendisini görünür kılınmak ve siyasi aktörleri etkilemeye çalışmaktadır. Terör saldırısı ana akım medyada gündem olmaz ise gerçekleşmemiş sayılır. Bu nedenle örgütler, sosyal medya üzerinden toplumu psikolojik açıdan etkilemek için korku duygusu kışkırtarak bilişsel fonksiyonlarla oynamaya çalışır. Elbette oluşturdukları algıya zemin oluşturacak bilgileri işlemden geçirerek sunarlar. 

Her ne kadar yeryüzünde bilinci pekişmiş yüksek bir ideale dayalı toplum şeması oluşturulmak istense dahi toplumsal realite her zaman kendisini dayatmaktadır. Bu nedenle söz konusu realite, her adımda göz önünde bulundurulmalıdır. Her ne kadar teknolojinin sınırları, insanlığın yaşam konforu adına genişlese de bu durum öte yandan da güvenlik problemlerini peşi sıra getirmiştir.

Zihinsel savunma mekanizmasının devreden çıkarıldığında sahte haber ya da fotoğrafların sürekli tekrarı kitleye gerçekten farklı bir perspektif sunar. Açık ve sık tekrarlar, kitleleri ikna kapanının içine çeker. Kimi zaman küçük bir kavram eklenerek kimi zaman ufak bilgileri yok sayarak profesyonelce seçilen parçalarla oluşturulan çarpık gerçeklik tablosuyla zihinler yönlendirilir. Bu çerçeve içinde Türkiye’nin röntgenini çektiğimiz zaman Türk kamuoyu gibi duygulara hitap edildiğinde sesinizi duyurabileceğiniz bir sosyo-kültürel iklimde terör yapılarının da çarpıtma sanatını yüksek düzeyde kullandığını söylemek akılcı bir yaklaşım olacaktır.

Bazı kavramlar, aldatıcı sıfatlarla kişileri anlam kaosunun klişelerinde dondurup bıraktığı gölgelere sahiptir. Hümanist kavramlar denilince akıllara hiç şüphesiz “özgürlük, barış, insan hakları ve eşitlik” gibi kelimeler gelmektedir. Oysa özgürlük ve barış gibi kavramlar, terör örgütleri tarafından sempati ve taraftar kazanmak adına analitik düşünceden koparılarak bilinçli üretilen algı operasyonları kirli amaçları için kullanılan bir silah haline dönüşmüştür.

Algı yönetmenleri ve manipülatörler, korku iklimi ve kaosun simgesini düzen yıkıcı kodlar ile bütünleştirirler. Kurgular, çarpıtılmış ve fabrikasyonda üretilmiş verilerle doldurulur. Vitrinin özenli bir ayrımla çekildiği sınırları doğru çekebilirsek eğer kanmanın ve kandırılmanın psikolojisine direnmemiz zorlayıcı olmayacaktır. Zihin tetikçileri, terör örgütlerine insan kaynağı akışını sağlayan iletişim ağları ile hedeflenen grubun reaksiyonlarını rakamsal veriler ile tespit ederler. Sahte haber ve içeriklerin hangi yaş, cinsiyet ve bölgede yayılım oranı veri operasyonlarıyla analiz edilir. 

Sosyal mecralar yoluyla ideolojik ve sosyolojik okumalar, zihin filtrelerini aşarak ileri tarihte muhtemel olan manipülasyonları kolaylaştırması inkar edilemez olgudur. Bu nedenle dijital çağda da terörle mücadelede sanal atmosferin dokusunu çözümleri de vardır. Teröre karşı bu mücadele sürecinde toplumsal dalgalanmaların ve ideolojik çekişmelerin kişilerin rasyonel düşüncelerimizi yıpratmasına izin verilmemelidir. Ayrıca dijital devrimi okuyabilecek bireyler için, medya okuryazarlığı yaygınlaştırılmalıdır.

Geniş halk kitlelerine erişen yayın organlarının, sanal kriptoculuk tehlikelerine karşı son derece temkinli, sorgulayıcı ve gerçeklik süzgecinden geçirerek doğru kaynağa ulaşmak makul olan yaklaşım olacaktır. “Sosyal medya bize yalan söyledi, bizler de bu yalanı kabul ettik” klişesinden soyutlanarak erişilen bilgiler doğruluk paydasıyla çözümlenerek değerlendirilmelidir. Şüpheli bilgileri inceleyen ve doğrulama organizasyonları adı altında sahte içeriklerin gerçekliğinin sunulduğu dijital platformlardan yararlanılmalıdır. Aynaların ardındaki resmin okunması ancak teyit kültürü ile mümkün olabilir. Kitleleri dezenformasyon havuzuna dahil etmek için pusuda bekleyen bir takım örgütlerin yıpratma savaşına böylelikle etkisi yok edilebilir.

Total
0
Shares
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Previous Article

Mariya Omelicheva, "Rusya Dış Politikası: Çok Kutuplu Bir Dünyada Büyük Güç Statüsü Araştırması"

Next Article

Dünya Bülteni

Size daha iyi bir deneyim sunmak için websitemizde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için Gizlilik Poltikası sayfamızı ziyaret edin.