“Benin Modeli” ve 2021 Cumhurbaşkanlığı Seçimleri

1990’ların başında Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ve Doğu bloğunun dağılmasının ardından birçok Afrika ülkesinde toplanan ulusal konferanslar, Samuel Huntington’ın deyişiyle “demokratikleşme dalgası”nı başlatmıştır. Demokratikleşme süreci; Senegal, Gambiya, Cabo Verde (Yeşil Burun Adaları), Mauritius, Lesoto gibi Afrika ülkelerinde başlamakla beraber diğer Afrika ülkelerinde de 1990’ların ilk yıllarında görüldü. Bu süreçte söz konusu ülkelerde çok partili sistemin kurulması, siyasi ve ekonomik çoğulculuğun hayata geçirilmesi, seçimlerin düzenlenmesi, yeni anayasaların hazırlanması ve referandumla kabul edilmesi gibi bir dizi gelişme yaşandı. Kısacası, demokratikleşme süreci bu ülkelerde demokratik hayatın inşasını mümkün kıldı.

Bu ülkelerden birisi de Batı Afrika ülkesi olan Benin’dir. Eski bir Fransız sömürgesi olan Benin, 1960 yılında Dahomey Cumhuriyeti adı ile bağımsızlığını kazandı. 30 Ekim 1972 tarihinde yaptığı darbe neticesinde Mathieu Kérékou iktidara geldi. İktidarda kaldığı süre boyunca Marksist-Leninist bir ideolojik çizgiyi takip etti. Tam da bu nedenle 1975 yılında ülkenin adını Benin Halk Cumhuriyeti olarak değiştirdi. Tek partili bir sistemin (Parti de la Révolution Populaire du Bénin) hâkim olduğu siyasi yapıda her ne kadar 1979, 1984 ve 1989 yıllarında yasama seçimleri gerçekleştirilse de bu seçimler herhangi bir demokratik nitelik taşımamaktaydı. Seçmenler siyasi partiler arasından seçim yapmıyor, mevcut partinin devam etmesi için “evet” ya da “hayır” oyu kullanıyordu. Dolayısıyla düzenlenen her seçimin galibi doğal olarak Cumhurbaşkanı Kérékou’nun liderliğindeki siyasi parti oluyordu.  

Ancak Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) zayıflama ve dağılma sürecine girmesiyle dünyanın diğer bölgelerindeki otoriter/totaliter rejimler de çözülme sürecine girdi. Benin’de siyasi rejimi zayıflatan ana faktör ise, ekonomik kriz oldu. 1989 yılında başlayan gösteriler, giderek yükselen toplumsal gerilim ve arka arkaya gerçekleşen grevler Benin’de ekonomik hayatı felç etmesinin yanında büyük bir siyasi krize de neden oldu. 1972 yılından beri iktidarı elinde bulunduran Cumhurbaşkanı Kérékou, yaşanan gelişmeler karşısında hükmettiğin rejimin bel kemiği olan tek parti sistemine son verdi, Marksizm-Leninizm’i terk etti ve yeni siyasi rejimin kodlarını oluşturacak olan Ulusun Yaşayan Güçleri Ulusal Konferansı (Conférence nationale des forces vives de la nation)’nın toplanması çağrısında bulundu. Konferans, ülkenin en büyük şehri olan Cotonou’nun Başpiskoposu Mgr Isidore de Souza yönetiminde 19-28 Şubat 1990 tarihleri arasında toplandı. Egemenliğini ve kararlarının uygulanabilirliğini ilan ederek rejim değişikliğini başlattı. Eski “devrimci” organların dağılmasının ardından geçiş kurumları kuruldu. Nicéphore Soglo, geçici hükümetin başbakanı seçildi. Yeni bir yasama organı (Yüksek Cumhuriyet Konseyi – Le Haut Conseil de la République) oluşturuldu ve yasama ve yürütme seçimleri planlandı. Bu bağlamda ulusal konferans Benin’de demokratik geçişin başlangıç noktasını oluşturmaktadır.

Bir yıl sonra 21 Mart 1991’de Soglo, cumhurbaşkanı seçildi ve böylece ülkede 1972 yılından beri ilk kez devlet başkanlığı el değiştirmiş oldu. Cumhurbaşkanı Soglo, resmi olarak Demokratik Yenilenme (Renouveau démocratique) dönemini başlattı. Demokratik geçiş süreci, barışçıl bir şekilde gerçekleşti. Bu sürecin herhangi bir çatışma olmaksızın büyük oranda toplumsal konsensüsle gerçekleşmiş olması, Benin’in bir model olarak anılmasını sağladı. Benin modeli, 1990’lı yılların başlarında özellikle frankofon ülkelerin siyasi dinamiklerini önemli ölçüde etkiledi. Birçok Sahra-altı Afrika ülkesinde demokratikleşme sürecine geçiş evresinde Benin modeli benimsendi. Ayrıca ülkede 1972 yılından beri askeri darbe deneyiminin yaşanmamış olmasının bu modeli güçlü kılan en önemli özelliklerden biri olduğu söylenebilir.

Ancak Benin’de bu demokratik ilerleme, 2016 yılında Patrice Talon’un cumhurbaşkanlığı görevine gelmesiyle farklı bir sürece girdi. Eski bir işadamı olan Patrice Talon, cumhurbaşkanlığı süresince ekonomik iyileşmeyi sağlayacak önemli adımlar attı. Ancak Talon döneminin en çok dikkat çeken gelişmelerinden bir diğeri de siyasi krizdi. 2019 parlamento seçimleri yaklaşırken antidemokratik unsurlar barındıran bir seçim kanunu yürürlüğe girdi. Siyasi partilerin liste sunabilmesi için ağır şartlar getirildi. Talon, muhalefet liderlerini seçim dışında bırakmakla suçlandı. Üstelik daha önce tekrar seçimlere girmeyeceğine söz vermesine rağmen 2021 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adaylığını ilan etti. Bu süreçte Sebastien Ajavon ve Reckya Madougou gibi bazı muhalifler tutuklandı ya da sürgün edildi. Bu gelişmeler nedeniyle Talon, ülkede totaliter rejim kurmakla itham edildi. 

Bu gelişmeler karşısında Freedom House, 2020 yılında ülkenin “özgür” olan durumunu “kısmen özgür”’e düşürdü. Siyasi haklar puanı 40 üzerinden 21, sivil özgürlükler puanı ise 60 üzerinden 44 olmak üzere genel puanı 100 üzerinden 65 oldu. 2017 ve 2018 yılında ülkenin puanı 82, 2019 yılında ise 79’du. Benin’in özgürlük puanının giderek düştüğü görülüyor. Afrobarometer’ın 2020 yılı verilerine bakıldığında demokrasi ve demokratik kurumlara desteğin devam ettiği ancak ülkede demokrasinin işleyişinden memnuniyetin düşük olduğu gözleniyor. 

Öte yandan Bağımsız Ulusal Seçim Komisyonu (La Commission électorale nationale autonome/CENA) tarafından 20 adaydan 3’ü dışındakilerin adaylık başvurusunun reddedilmesi sonucu Talon’un karşısında Benin siyasetinde çok popüler olmayan iki aday kaldı: Alassane Soumano ve Corentin Kohoue. Bu isimler, bazı çevrelerce sadece Talon’un adaylığını meşrulaştırmaya yarayan figürlerdi. Talon, güçlü rakipleri olmadığı için tek aday olarak değerlendiriliyordu. Siyasi gelişmeler nedeniyle toplumsal gerilim tırmanırken 31 Mart 2021 tarihinde Uluslararası Af Örgütü tarafından Benin otoritelerine bazı hakları koruması çağrısında bulunuldu. 6 Nisan’da birçok şehirde tansiyon giderek yükseldi ve gösteriler düzenlenmeye başlandı. Bir süre sonra gösteriler şiddete dönüştü. Muhalefet liderleri, halka seçimleri boykot etmesi yönünde çağrıda bulundu. 9 Nisan 2021 tarihinse ise Almanya, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Fransa, Hollanda Büyükelçileri ve Avrupa Birliği (AB) Delegasyonu ülkedeki siyasi krizden endişe duyduklarını belirttikleri, seçim öncesinde yaşanan şiddet olaylarının sona erdirilmesi çağrısında bulundukları, seçimlerin özgür, sakin ve şeffaf bir şekilde gerçekleşmesini diledikleri ve siyasi aktörlerin gerekli adımları atmasının gerekliliği üzerinde durdukları ortak bir deklarasyon yayınladı.

Böyle bir ortamda 11 Nisan 2021 tarihinde düzenlenen cumhurbaşkanlığı seçiminin galibi, oyların %86,37’sini alarak ilk turda yeterli çoğunluğu elde eden mevcut cumhurbaşkanı Patrice Talon oldu. Ancak seçim sonuçları değerlendirildiğinde demokrasinin en önemli unsurlarından biri olan siyasi katılımın %50,17 ile şimdiye kadarki en düşük oran ile gerçekleştiği görülüyor.

Sonuç olarak Benin’de 30 yıl önce inşa edilen modelin siyasi çatışma nedeniyle önemli ölçüde aşındığı gözlenmektedir. Benin’de birinci ve ikinci özgürleşme dalgalarının 2016 yılı itibariyle ters bir dalga ile karşılaştığını söylemek mümkündür. 1990’larda Afrika’da birçok ülke tarafından model alınan Benin’de otoriterleşme eğilimlerinin de örnek alınıp alınmayacağını ise zaman gösterecektir. Ancak son yıllarda bölgede seçim şiddeti, seçim hileleri, anayasal revizyonlarla devlet başkanının görev süresinin uzatılması gibi eğilimlerin artış göstermesinin endişeleri artırdığı da bir gerçektir.

Total
2
Shares
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Previous Article

Theodor W. Adorno ve Max Horkheimer, Aydınlanmanın Diyalektiği

Next Article

Çin-İran Antlaşması ve Kazan-Kazan Politikası

Size daha iyi bir deneyim sunmak için websitemizde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için Gizlilik Poltikası sayfamızı ziyaret edin.