Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’de Yeni Denklem

ABD Eski Başkanı Donald Trump döneminde kendilerini tehdit altında hisseden İran ve Türkiye’nin ilişkilerinde bir yakınlaşmanın yaşandığından bahsetmek mümkündür. Özellikle Barack Obama’nın Ortadoğu’daki müttefiklerinin güvenlerini zedeleyen politikaları ile Trump’ın öngörülemez adımları söz konusu yakınlaşmanın en önemli argümanı oldu. Bununla birlikte Trump’ın desteğini alan İsrail ve Körfez ülkeleri arasındaki ilişkiler ise güçlendi. Hatta Doğu Akdeniz’de Yunanistan, Suudi Arabistan, İsrail, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki ilişkiler sıklaştı ve güneyden kuşatılmaya çalışılan Türkiye, bölgedeki hakları yok sayılarak karaya hapsedilmek istendi. Trump’ın ardından başkan olarak seçilen Joe Biden ile birlikte dengeler değişmeye başladı. Lakin bu değişim, en azından şimdiye Türkiye’yi köşe sıkıştırmanın aksine verilen tavizler olarak okunabilir.

Biden’ın seçilmesi ihtimali üzerinden dile getirilen öngörülerde yeni başkanın Trump’ın aksine İran’la görüşeceği ve yaptırımları yumuşatacağı iddiaları ortaya atıldı. Ancak Türkiye’ye karşı cephe alınacağı ve Ankara’yı yaptırımlar üzerinden daha da köşeye sıkıştıracağı savunuluyordu. Ortadoğu’da bir sözde Kürt devletinin kurulması için faaliyet gösteren ve terör örgütü PKK’nın Suriye kolu PYD ile yakın ilişkilere sahip Brett McGurk’un Ortadoğu ve Kuzey Afrika Koordinatörlüğüne getirilme planları bu iddiaları güçlendirdi. Ayrıca S-400 konusunun, Türkiye için büyük bir sorun olacağı düşünülmekteydi. Lakin Türkiye S-400 konusunda Girit modelini ortaya atarken diğer yandan da bölge ülkelerinden olumlu adımlar atılmaya başlandı.

Öncelikle Biden’ın başkan seçilmesiyle birlikte İran, üzerindeki baskının azalacağını düşüncesiyle rahat hareket etmeye başlamıştır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de okuduğu Aras Nehri ile alakalı şiir sonrası İran, şiire olağanüstü bir tepki gösterdi. Biden yönetimi ile İran’a yönelik oluşması beklenen olumlu havayla birlikte muhtemelen Tahran yönetimi, Trump döneminde ABD’nin yaptırımlarına karşı en önemli sığınaklarından biri Türkiye’nin aleyhinde adımlar atmaya ve açıklamalar yapmaya başladı. İlk olarak İran, terör örgütü PKK’ya verilen mücadele sürecinde Ankara’nın karşısına geçti ve Irak’taki uzantıları üzerinden PKK terör örgütüyle anlaştı. İkinci olarak Türkiye’nin uluslararası hukuka uygun bir şekilde terörle mücadele amaçlı Irak’a düzenlediği askeri operasyonlara karşı çıktı ve Türkiye’yi Irak’ın egemenliğini ihlal etmekle suçladı.

Bu süreçte beklenenin dışında farklı gelişmeler de yaşamaktadır. Örnek olarak Türkiye’nin Gara operasyonu sürecinde rehin alınan 13 vatandaşının terör örgütü PKK tarafından şehit edilmesine yönelik ABD, önce müttefik ilişkilerine yakışmayan ve Türkiye’ye karşı güvensizlik taşıdığına dair bir mesaj içeren açıklama yaptı. Ancak daha sonra bu açıklamasını düzeltti. İran’ın uzantılarının özellikle Irak’ta düzenlediği saldırılar ABD’de rahatsızlık uyandırırdı. İran’ın bölgedeki faaliyetleri Türkiye, İsrail ve Körfez ülkeleri arasında bir yakınlaşmayı tetikledi. Ülkeler arasındaki muhtemel yakınlaşmaya yönelik iddialar doğruysa bu gelişmenin özellikle son beş yıldır Türkiye’nin sınırlandırılmaya çalışılan gücünün ve etkisinin önünü açılacağı, özellikle Şiilik üzerinden bölgedeki etkisini arttıran İran’a karşı Türkiye’nin tekrardan Ortadoğu’daki konumunu güçlendireceği söylenebilir.

İkinci olarak Mısır şu anda ABD’nin Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’deki en önemli müttefiklerinden biridir. Trump döneminde Türkiye’ye karşı Akdeniz’de Yunanistan ile anlaşan Mısır yönetimi, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’e (BM) sunduğu kıta sahanlığı sınırlarını dikkate alarak doğalgaz aramasına yönelik ihaleye çıktı. Tabii bu adım hem Türkiye’de hem Yunanistan’da hem de Ortadoğu’da önemli bir yankıya neden oldu. Çeşitli uzmanlar, Mısır’ın Türkiye ile yakınlaşmak ve uzlaşmak için böyle bir adım attığını dile getirirken; aslında bu ihale ile Türkiye’nin tezlerinin Kahire tarafından da kabul gördüğü gerçeğinin ortaya sermektedir. Bu gelişme Yunanistan’ın ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin bölgedeki planlarının en önemli tökezlemelerinden biri olarak okunabilir. Ayrıca Türkiye’nin İsrail ile ilişkilerinin düzelmesi ihtimali Yunanistan’ın planlarını suya düşürürken, diğer yandan ise Atina’nın bölgede yalnızlaşması ve tezlerinin zayıflamasına neden olacaktır.

Netice Türkiye için seçim öncesi çizilen kötü senaryoların şu anda hayata geçirildiğini söylemek zordur. Özellikle İran’ın hem yayılmacı hem de saldırgan politikaları Türkiye’ye önemli avantajlar sağlamaktadır. Bu avantajların başında İran’ı tehdit olarak gören İsrail, Mısır ve Körfez ülkeleri kendilerini Türkiye ile yakın politikalar izlemeye mecbur görmektedir. Bu süreçte Yunanistan’ın İran tehdidine karşı etkisiz bir aktör olması, Atina’yı gözden çıkarılabilir aktör konumuna getirmektedir. Ancak bu süreçte ABD’nin Yunanistan politikası Türkiye için önem arz etmektedir. Eğer Türkiye, S-400 krizini sağlıklı bir şekilde yönetebilir ve Batı ile olan ilişkileri düzeltirse, belli dönemlerde ilişkilerde yükselen tansiyon tekrar kontrol altına alınabilir ve stratejik ortaklık ilişkisi kapsamında ortak çıkarlar için politika üretilebilir. Sonuç olarak şu ana kadar yaşanan gelişmelerin büyük oranda Türkiye lehinde olduğunu söylemek mümkündür. Ancak S-400 Krizi, ABD’nin PKK/PYD’ye verdiği desteklerin devamı, İran’ın saldırılarını sürdürmesi, Yunanistan’ın maksimalist politikalarındaki muhtemel değişiklikler hem Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’deki dengeleri hem de Türkiye-ABD ilişkilerinin seyrini belirleyecektir.

Total
0
Shares
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Previous Article

Çin-İran Antlaşması ve Kazan-Kazan Politikası

Next Article

Demokrasiyi Davetsiz Bir Misafir Bilen Hareket

Size daha iyi bir deneyim sunmak için websitemizde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için Gizlilik Poltikası sayfamızı ziyaret edin.